Zamirler

 İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu kelimelerle bazı eklere zamir denir.   

Ahmet’ten öğrendim          ondan öğrendim

Kitabı gördün mü?             bunu gördün mü?

Öğrenciler dışarı çıktı→        hepsi/herkes dışarı çıktı.

 

Zamirlerin Özellikleri

 1.      İsim soyludur.

2.      Bir ya da birden fazla ismin yerini tutarlar. Onları öğrenmek için de kullanılırlar.

3.      Anlamdan çok görev yönü ağır basar.

4.      İsimlerin yerini geçici olarak tutarlar.

5.      İsim çekim eklerini (hâl, iyelik, çoğul ekleri) –genellikle– alabilirler.

6.      Tekil ve çoğul şekilleri vardır.

7.      Dolayısıyla cümlede isim gibi kullanılabilirler.

8.      Cümlede tek başlarına görev üstlenebilirler.

9.      Birçok sıfat, zamir olarak da kullanılabilir.

 

 

Zamir Çeşitleri

 Zamirler, isimlerin yerini tutma şekillerine ve yerini tuttukları isimlere göre çeşitlere ayrılırlar: 

1.      Şahıs zamirleri

2.      Dönüşlülük zamiri

3.      İşaret zamirleri

4.      Belgisiz zamirler

5.      Soru zamirleri

6.      İlgi zamiri

7.      İyelik zamiri 

1. Şahıs Zamirleri

 Şahıs isimlerinin yerine kullanılan zamirlerdir: “ben, sen, o, biz, siz, onlar, bizler, sizler.”  

]Tamlayan eki (ilgi hâl eki)ni alabilirler; iyelik eklerini almazlar. Bu durumda şahıs zamirleri tamlamalarda ancak tamlayan olarak kullanılabilirler. Bu tamlamalarda sonradan tamlayan düşebilir. Çünkü tamlanandaki iyelik ekleri zaten şahıs anlamı taşımaktadır: 

Benim kalemim, senin defterin, onun çantası, bizim okulumuz, sizin sınıfınız, onların bahçeleri, bizlerin kaygısı, sizlerin iyiliği…

 

kalemim, defterini al, çantası, okulumuz, sınıfınız, bahçelerine bak…

 ­Bu tür tamlamalarda tamlayan vurgulanmak istenirse düşürülmez:

 

Çocuklar yalnız sizin sözünüze inanırlar. (Başkasının değil, senin. Burada “sizin” kelimesi atılırsa cümle başka türlü anlaşılır.)

Biz bugün senin misafiriniz. (Başkasının değil, senin.) ­Tamlayan atıldığında yanlış anlaşılma olacaksa atılmaz: 

Çocuklar yalnız sizin sözünüze inanırlar. (Burada “sizin” kelimesi atılırsa cümle başka türlü anlaşılır.)

Onun eşyalarını bize getir.             Eşyalarını bize getir

Senin doğum tarihini bilen yok mu?  →Doğum tarihini bilen yok mu

Onun yarışmada birinci olduğuna sevindim.

 ]“ben” ve “sen” zamirleri yönelme hâl eki aldıklarında ses değişikliği meydana gelir: 

Ben              bana

Sen              sana

 ] “sen” yerine saygı ve incelik olsun diye “siz” de kullanılır. Tabi bu durumda yüklem de çoğul olmalıdır.  

Siz bu olayı görmediniz mi?

 ]Böbürlenmek amacıyla “ben” yerine “biz” kullanılabilir: 

Böylelerinin hakkından gelmesini biliriz biz.

  

2. Dönüşlülük zamiri

 Şahısları pekiştirerek bildiren ve fiildeki işin, özne tarafından bizzat yapıldığını ya da yapana dönüşünü bildiren zamirdir. Şahıs zamiri olarak da bilinir:  Dönüşlülük zamiri “kendi”dir. 

]Bu zamir diğer zamirlerden farklı olarak bütün iyelik eklerini alabilir. İyelik eklerini üzerine hâl ekleri getirilebilir.  

Kendi-m-de

Kendi-n-den

Kendi-si-n-i

Kendi-miz-in

Kendi-niz-le

Kendi-leri-n-ce

 

] İyelik eki almadan tamlayan olabilir.  Bu durumda belirtili isim tamlaması sayılır: 

Kendi elim

Kendi arkadaşın

Kendi babası

Kendi evimiz

Kendi okulunuz

Kendi fikirleri

 ]Özneyle (isim veya zamir) birlikte, pekiştirme görevinde (bizzat anlamında) kullanılır: 

“Saide Hanım, bir kitap okuyordu. Başını kaldırdı, kocasını süzdükten sonra:

-Siz kendiniz de inanmıyorsunuz ya! dedi.

-Ama, inanılır şeyler mi? (Memduh Şevket Esendal; Saide)

 

Ben kendim de yaparım.

Vali Bey, kendisi emir vermiş.

O kendisi okusun.

Evi  siz, kendiniz görmelisiniz.

 

]Fiilin özneye dönüşünü bildirir: 

Çocuk kendisi yıkanmış.

 

]Tamlama hâlinde ve tek başına yapılan bir işi anlatmak için kullanılabilir: 

“Yüzlerce defa kendi kendime sorduğum bu suale içimizdeki yanık, hicranlı sesten ayni cevabı alıyordum…”

“Tabiatın pek nafile yere bana verdiği bu gençlik hazinesinin kendi kendine tükenip gittiğine sızladım…”

 

 

3. İşaret zamirleri

 İsimlerin yerini işaret yoluyla tutan zamirlerdir.  

]İyelik eki almazlar; diğer isim hâl eklerini alabilirler. Dolayısıyla isim tamlamalarında ancak tamlayan olabilirler.  

bundaki, burada, onlarla, şundan, ötekiler…

bunun rengi, buranın havası, onların evi, ötekinin bahçesi…

 Başlıca işaret zamirleri şunlardır: “bu, şu, o, bunlar, şunlar, onlar, öteki, beriki, bura, şura, ora, burası, şurası, orası, böylesi, şöylesi, öylesi…” 

Bunu kim yaptı?

Şunda ne var?

Benim kitabım o değil.

Bunlar size ait.

Şunlar da sizin olsun.

Onlar kime kaldı?

Ötekini bana ver.

Beriki sende kalsın.

Bura bana pek yabancı gelmedi.

Şura nasıl?

Ora daha iyi.

Burası da fena değil.

Şurası yakın sayılır.

Orası çok uzak.

Böylesi, insanı rahatsız eder.

Şöylesi de doğru olmaz ki.

Öylelerinden her zaman kaçarım.

 !“bu, şu, o, öteki, beriki, böylesi, şöylesi, öylesi” kelimeleri çeşitli görevlerde kullanılır: 

bu:     işaret zamiri      Bunu biliyor musun?         işaret sıfatı                Bu bilgiyi nereden aldın?

şu:     işaret zamiri       Şunu görmüştüm.         işaret sıfatı                Şu eşyaları taşıyalım.

o:       şahıs zamiri      O bu akşam geç gelecek.         işaret zamiri              O benim elmam.          işaret sıfatı        O elma benim. 

Aşağıdaki kelimeler de hem işaret zamiri hem de sıfat olarak kullanılabilir.  

Öteki               Ötekini bana ver.

                       Öteki kitabı ver.

Beriki              Beriki sende kalsın.

                       Beriki kaset sende kalsın

Böylesi            Böylesi, insanı rahatsız eder.

                       Böylesi davranışlar.

Şöylesi            Şöylesi de doğru olmaz ki.

                       Şöylesi bir tarzla yapmak.

Öylesi              Öylesinden her zaman kaçarım.

                       Öylesi insanlardan.

 Bu kelimelerin sıfat mı zamir mi olduklarını anlamak için şu soruları sorarız:  

─İsmin yerini mi tutuyorlar, yoksa ismi niteliyor ya da belirtiyorlar mı?

 ─Zamirler ismin yerini tutar; sıfatlar isimle birlikte kullanılır. 

─Tekilleri ve çoğulları var mı?

─Sıfatların çoğulları yoktur; zamirlerinse vardır.

 ─Hâl eklerini alıyorlar mı?─Sıfatlar hâl ekleri almaz, zamirler alır.  

4. Belgisiz zamirler

 Birden fazla simin yerini tutan ya da hangi ismin yerini tuttuğu açıkça belli olmayan zamirlerdir. Bunların çoğu, belgisiz sıfatlara çekim eki (3. şahıs iyelik ekleri) getirilerek yapılır. Sıfatla ilgisi olmayanlar da vardır.  

“biri, birisi, hepsi, kimi, kimisi, hepsi, tamamı, herkes, kimse, hiç kimse, çoğu, bazısı, birkaçı, birazı, birçoğu, başkası, her biri, öteberi, şey…” 

Belgisiz sıfattan yapılanlar: “birkaç-ı, bazı-ları, bir-i, pek çoğ-u, pek az-ı, bazı-sı, tüm-ü, bütün-ü, bir kısm-ı, her bir-i, başka-sı, hiçbir-i…” “filân” kelimesi de olduğu gibi hem sıfat hem zamir olarak kullanılır.  

Hepsini tekrar çağırdılar.

Kimi de gelmeyi hiç düşünmedi.

Buraya hepsinin gelmesi gerekiyordu.

Tamamından sen sorumlusun.

Herkes böyle düşünmez.

Kimse senin gibi olamaz zaten.

Çarşıdan ne kadar öteberi aldın?

Birkaçı dün de gelmişti.

Bazıları bu sabah gelmeyi düşündüler.

Biri yer biri bakar; kıyamet ondan kopar.

İnsanların pek çoğu bu konuda bilinçsizdir.

Çalışanların pek azı hak ettiğini alır.

Bazısı da hep mağdurdur.

Elindekilerin tümünü yere bırak.

Bütününü görmeden bir şey diyemem.

Bir kısmını görmekle karar verilmez.

Her biri ayrı özellikler taşır.

Başkasının yerine konuşamam.

Hiçbiri bunu uygun görmez.

Falanın filânın  ne dediği önemli değil.

Kendisine bir şey söyleyecektim.

 

]Bazı ikilemelerde ikinci ve anlamsız olan kelime zamirdir.  

Para mara istemem.

Kalem malem alacağım.

 ]Belgisiz zamirlerin de sıfatlardan ayırt edilme yolu bütün zamirlerde (özellikle işaret zamirlerinde) olduğu gibidir. Zaten belgisiz zamirler ek almış oldukları hâlde sıfat olarak kullanılamazlar.  ]Belgisiz zamirler isim tamlamasında hem tamlayan hem de tamlanan olabilir: 

Öğrencilerin pek çoğu

Pek çoğunun velisi

Adamın kimsesi yoktu

Kimsenin işine karışmam.

  

5. Soru zamirleri

Tanımı

 Soru yoluyla isimlerin yerini tutan zamirlerdir. Cümledeki soru anlamı soru zamirleriyle de sağlanır. “ne, kim, hangisi, nere, kaçı” 

Yanında ne getirdin?

Bunları sana kim anlattı.

Özellikleri ve Örnekler

 ]Soru zamirleri cümleye soru anlamı katar, ama bazı durumlarda soru cümlesi yapmaz. Kimin geldiğini bilemem.Hangisini istediğini anlamadım. ]“hangi ve kaç” sıfatları iyelik eki alarak zamir olular. 

Hangisi sizinle geldi?

Soruların kaçı cevaplandı?

 ]Soru zamirleri hâl eklerini alabilir. 

Buraya nereden geldiniz?

Nereden gelip nereye gidiyoruz?

Burada kimi bekliyorsun?

Bu masa neden yapılmış? (─tahtadan)

 ]Soru zamirleri isim tamlamasında tamlayan da tamlanan da olabilir. 

Kimin yanında bozuk para var?

Bu da neyin nesi?

Bizim neyimiz eksik?

 

 

6. İlgi zamiri

 Belirtili isim tamlamasında tamlananın yerine kullanılır.

Tamlayan eklerinin üzerine gelir.

Ek hâlindeki tek zamirdir.

“-ki”Eklendiği kelimeye bitişik yazılır ve bir ismin (tamlananın) yerini tutar.

Büyük ve küçük ünlü kurallarına uymaz; sadece –ki şekli vardır: 

benim kalemim→benimki

             onun eli→onunki

Orhan’ın puanına nazaran Hakan’ınki daha yüksek.

Cemal’in defteri seninkinden daha düzenli.

 

!

Türkçe’de üç tane “ki” vardır: 

a. “ki” Bağlacı 

Sadece “ki” biçimi vardır. Kendinden önceki ve sonraki kelimelerden ayrı yazılır. Türkçe değil, Farsça bir bağlaçtır ve Türkçe cümle yapısına aykırı olarak kullanılır. “ki” ile başlayan bir ara cümle asıl cümlenin içinde kısa çizgiler arasında verilebilir:

 

Bu ezanlar -ki şahadetleri dinin temeli-

Yağmur yağmadı ki mantarlar ortaya çıksın.

Bir şey biliyor ki konuşuyor.

 b. “-ki” İlgi Zamiri Eklendiği kelimeye bitişik yazılır ve bir ismin (tamlananın) yerini tutar. Büyük ve küçük ünlü kurallarına uymaz; sadece –ki şekli vardır:

 

senin kalemin→seninki, Ali’nin eli→Ali’ninki, onun düşüncesi→onunki…

 c. “-ki” Yapım Eki İsimlere eklenerek yer ve zaman bildiren sıfatlar türeten ektir. Zaman bildiren kelimelerin sonuna doğrudan eklenirken, yer bildiren sıfatlar türetirken “-de” hâl ekiyle birlikte kullanılır.  

Sadece –ki ve az da olsa –kü şekilleri vardır:

 

bu yılki sınav, yarınki maç, dünkü film, bugünkü aklım…

masadaki kitaplar, duvardaki saat, evdeki hesap…

  

7. İyelik zamiri

 İyelik ekinin ta kendisidir. Her dil bilgisi kitabı bunu zamir olarak almaz. İsim tamlamasında tamlayan kullanılmadığı takdirde tamlanandaki bu eklere iyelik zamirleri denir.  

kitab-ım, kitab-ın, kitab-ı, kitab-ımız, kitab-ınız, kitap-ları

masa-m, masa-n, masa-s-ı, masa-mız, masa-nız masa-ları

su-y-um, su-y-un, su-y-u, su-y-umuz, su-y-unuz, su-ları

ne-y-im, ne-y-in, ne-y-i/ne-s-i, ne-y-imiz, ne-y-iniz, ne-leri  

YAPI BAKIMINDAN ZAMİRLER

 Yapı bakımından zamirler dörde ayrılır: 

1. Basit Zamirler

 Kök hâlindeki zamirlerdir:

Ben, sen, o, biz, siz, onlar, bu, şu, o, bunlar, şunlar, onlar, hepsi, çoğu, birisi, hangisi, kaçı, bazısı…

2. Birleşik Zamirler

 Birden fazla kelimeden oluşan zamirlerdir.

Hiçbiri, birtakımı, öbürü…

3. Öbekleşmiş Zamirler

 Birden fazla kelimenin değişik yollarla öbekleşerek oluşturdukları zamirlerdir.

Öteki beriki, falan filân, şundan bundan, herhangi biri, ne kadarı…

4. Ek Hâlindeki Zamirler

 İlgi ve iyelik zamirleri ek hâlindedir.

Benimki, kalemimiz

 

Zarflar

Tanımı

 Fiillerin, fiilimsilerin, sıfatların ya da kendi türünden olan kelimelerin anlamlarını türlü yönlerden (yer-yön, zaman, durum, miktar, soru) etkileyen; onları belirten, dereceleyen sözcüklere zarf denir.  

Özellikleri

 ]Tek başlarına iken sıfatlar gibi isimden başka bir şey değildir. Zarf oldukları ancak cümlede belli olur. 

]Cümlede genellikle zarf tümleci olarak kullanılır.  

]Çekimsiz kelimelerdir. İsim çekim eki (hâl, iyelik, çoğul ekleri vb.) almazlar. Ama isim olarak kullanılabilenler bu görevde iken bu ekleri alabilirler.  

]Zarfların birçoğu sıfat ya da isim olarak da kullanılabildiği için sıfatların ve zarfların tanımı ve özellikleri iyi bilinerek bu fark ortaya konmalıdır. Sıfat isimden önce gelerek onu niteler veya belirtir. Ama zarf isimden önce gelmez.  

Örnekler

Bugün çok yürüdüm.                                     (fiilden önce)

Buraya yarın gelecekler.                               (fiilden önce)

İki eski dost akşama kadar sohbet etti.        (fiilden önce)

Yarın da bayağı çok yürüyeceğiz.                  (zarftan önce, fiilden önce)

En güzel sen konuştun.                                  (zarftan önce, fiilden önce)

En doğru kararı vermeliyiz.                          (sıfattan önce)

Çok hararetli tartışmalar oldu.                     (sıfattan önce)

Dün hava daha soğuktu.                               (adlaşmış sıfattan önce)

Mevsimlerin en güzeli ilkbahardır.                (adlaşmış sıfattan önce)

Dargın durarak bir şey kazanamazsın.         (fiilimsiden önce)

  

A. Görev ve Anlam Bakımından Zarflar

  

1. Durum Zarfları

Tanımı

 Hâl ve tavır ifade eden zarflardır.  

Özellikleri ve Örnekler

 Eylemin nasıl yapıldığını ve ne durumda olduğunu; kimi zaman da zarfların durumunu gösterir. Bu zarflar da kendi içinde sınıflandırılabilir: 

a. Niteleme Zarfları

 Fiile “nasıl” sorusu sorularak bu zarflar bulunabilir.  

]Niteleme sıfatlarının çoğu niteleme zarfı olarak kullanılabilir. 

Eğri oturalım, doğru konuşalım.                  

Düşüncelerini ne güzel dile getirebiliyorsun!

Çocukça hareket ediyorsun.                        

Böyle gelmiş, böyle gider.                 

Söyleyeceksen böyle söyle.               

 ]-CE eşitlik eki ve -le vasıta hâl eki almış kelimeler durum zarfı olarak kullanılabilir:  

“ kardeşçe, gizlice, sessizce, hafifçe, yavaşça, hızlıca…”

“hızla, kahkahayla…”

 

Küçük kız güzelce süslendi.                           (niteleme)

Babasını sevinçle karşıladı.                           (niteleme)

 ]Bağ-fiiller (zarf-fiil), deyimler, yansımalar, ikilemeler de niteleme zarfı olarak kullanılırlar: 

“gülerek, ağlayarak, oturmadan, gelip…”

“gözü arkada kalarak, canından bezmişçesine…”

“şakır şakır, tık tık, küt küt, şırıl şırıl…”

“dik dik, boylu boyunca, tatlı tatlı…”

 

Adam çekine çekine içeri girdi.                     (niteleme)

Kâğıtları paket paket gönderdi.                    (niteleme)

Yiğitseniz teker teker gelin.                           (üleştirme, niteleme)

 ]İsimler de niteleme zarfı olarak kullanılabilir: 

Gül kokuyordu teni.

O, bu dünyada delikanlı yaşadı.

b. Kesinlik Zarfları

 “elbet, elbette, asla, mutlaka, hiç mi hiç, ne olursa olsun, kuşkusuz, hiç kuşkusuz…”  

Elbet bir gün buluşacağız.                            

Seni asla unutmayacağım.                           

Hayvanları ve bitkileri hiç incitmem.           

İyiliklerinizin karşılığını mutlaka göreceksiniz.

c. Yineleme Zarfları

İkide bir karşıma çıkıyor.                 

Konuyu bir daha anlatayım.            

Bu akşam yine arayacağım.

d. Olasılık Zarfları

 “bakarsın, belki, ola ki, sanıyorum.” 

Ola ki arayacağı tutar.                     

Sanıyorum aramaz.                          

e. Yaklaşıklık Zarfları

 “aşağı yukarı, şöyle böyle, hemen hemen” 

İşim hemen hemen bitti.                                (yaklaşıklık)

f. Üleştirme Zarfları

Uçaklar ikişer ikişer geçiyordu üstümüzden

Askerler teker teker nöbet yerlerine dağıldılar.

g. Sınırlama Zarfları

Dün ancak iki saat çalışabildim.                  

Bu kötü alışkanlıklardan artık uzak durmalısın

  

2. Zaman Zarfları

Tanımı

 Fiillerin anlamını zaman yönünden tamamlayan zarflardır.  

Özellikleri ve Örnekler

 ]Fiile (veya zarfı olduğu başka kelimelere) sorulan “ne zaman”, “ne kadar süre” sorusuna cevap verir.  

]Zaman zarfları, zarf olarak kullanılan çeşitli zaman isimleridir. 

]Çekimsizdirler. İsim çekim ekleri alırlarsa zarf olmaktan çıkarlar. 

]Başlıcaları şunlardır:  “dün, bugün, yarın, şimdi, gece, gündüz, güpegündüz, gündüz gözüne, cuma günü, haftaya, önceki gün, akşam, sabah, akşamleyin, sabahleyin, az önce, geç, iki gün, iki saat, on dakika, iki günde, iki saatte, uzun süre, uzun zaman, biz gelmeden, demin, henüz, hâlâ, daha, gene, yine, artık, sonra, evvelâ, daima, hep, henüz, hemen, geceleri, sabahları, önceden, ayda bir, buraya gelmeden, anlatırken, yaşarken …” 

Az önce gitmişti.

Sonra uğrarsınız.

Henüz işimiz bitmedi.

Artık buralara gelmeyeceğim.

Yarın geleceklermiş.

Okulu gelecek sene bitireceğim.

Kâmil dün akşam telefon etti.

Ayda bir uğrar buralara.

Toplantı iki saat sürdü.

İnsanların vefasızlığını geç anladım.

 ] “-leyin” eki sınırlı sayıda zaman zarfı yapar:  

sabahleyin, akşamleyin…

 ] “-leri” eki zaman isimlerine gelerek -iyelik anlamı taşımaksızın- “her ” anlamı katacak şekilde zaman zarfı yapar:  

sabahları, akşamları, önceleri, ikindileri…

 ] “-in” eki de zaman isimlerine gelerek zaman zarfı yapar: 

yazın, kışın, ilkin, güzün…

 

] “-e, -de, -den” ekleri ve bu eklerle birlikte bazı edatlar zaman zarfı yapar:

 

Yola çıktık; akşama geliriz sanırım.

Bayramlarda bütün aile bir araya toplanır.

Azıklarınızı geceden hazırlamıştım.

 

]Edat barındıran ve fiilin başlangıç ve bitiş zamanını bildiren zarflar edat tümleci olarak da değerlendirilebilir. 

Sabahtan beri burada bekliyoruz.

Akşama kadar geri döner misin?

Günlerden beri yağmur yağıyordu.

Kar akşama kadar yağabilir.

 ]Zaman anlamı taşıyan zarf-fiiller ve zarf-fiil grupları da zaman zarfı olarak kullanılır: 

Buraya gelmeden haber verin.

Bizi karşısında görünce şaşırdı.

Yaşadıklarını anlatırken gözleri yaşardır.

İstanbul’a geleli iki yıl oldu.

 

3. Yön Zarfları

Tanımı

 Yalın hâlde kullanılarak fiilin yönünü (failin yöneldiği yeri) belirten zarflardır:  

Özellikleri

 ]Çoğu “–Erİ” ekiyle yapılmıştır. “ileri, geri, beri, doğru, içeri, dışarı, aşağı, yukarı.” ]Bu zarflar eksiz kullanılır. Yönelme, bulunma, ayrılma hâl ekleri getirilirse dolaylı tümleç olur. Hâliyle isim olarak kullanılmış olur. Aynı kelimeler sıfat olarak da kullanılabilir.  

Ahmet içeriye girdi.                                              (isim; dolaylı tümleç)

İlerisi çok güzel.                                                   (isim; özne)

İleri ülkeler daha demokratiktir.                         (sıfat)

Doğru söz, aşağı yol, yukarı kat, geri hatlar… (sıfat)

 

Örnekler

 

Arkadaşlar, içeri girer misiniz?

Sesi duyar duymaz aşağı indim.

Dışarı çıkmak için uğraşıyordu.

Arabayı biraz daha ileri park et.

Beri gel, barışalım.

Bu yoldan geri dönülmez.

Düşmana doğru ilerlediler.

 

4. Miktar Zarfları

Tanımı

 Fiillerin, fiilimsilerin, sıfatların ya da başka zarfların anlamlarını ölçü yönünden tamamlayan, artıran, azaltan zarflardır.  “en, daha, pek, çok, az, biraz, kadar, denli, gibi, fazla…” 

Özellikleri ve Örnekler

 ]Fiile veya sıfata sorulan “ne kadar?” sorusunun cevabıdır. ]Kendilerinden önceki ya da sonraki kelimeyle birlikte söze eşitlik, üstünlük, en üstünlük, aşırılık, karşılaştırma anlamları katar.  

Benim kadar çalışırsan başarılı olursun.       (eşitlik)

O da babası gibi yürüyor.                              (eşitlik, benzerlik)

Cennet kadar güzeldi vatanımız.                  (eşitlik, benzerlik)

Bu kadar çok çalışmak niye.                         (eşitlik)

 

Beş dakika kadar dinlenelim.                                    (eşitlik, yaklaşıklık)

Yemeği biraz fazlaca yemişim.                      (biraz: eşitlik; fazlaca: aşırılık)

Ayakkabısı azıcık dar geliyormuş.                (eşitlik, aza yakın)

Düne göre azıcık iyileşmiş.                            (eşitlik, aza yakın)

 ] “en” kelimesi aşırılık, en üstünlük anlamı verir: 

En yakın arkadaşı benim.                  (en üstünlük; sıfattan önce)

En çok çalışan canlı karıncadır.        (en üstünlük, zarftan önce)

 

] “daha” kelimesi karşılaştırma, üstünlük anlamları katar. 

O senden daha çabuk bitirdi.                        (üstünlük; zarftan önce)

Daha güzel bir araba aldı.                            (üstünlük; sıfattan önce)

 

Not: “daha” kelimesi zaman ve “başka” anlamı da katabilir. “bir” kelimesiyle birlikte yineleme zarfı olur:

 

Songül daha telefon etmedi.                          (zaman zarfı, henüz anlamında)

Buralara bir daha gelebilir miyiz?                Yineleme zarfı

Hepsini aldınız, daha ne istiyorsunuz?          (“başka” anlamında)

 ] “çokça, çok, pek çok, çok az, gayet, fazla, fazlaca, epey” kelimeleri aşırılık anlamı katar. 

Bugünlerde çok az uyuyor.               

Gayet çalışkan bir insandı.               

Dergiyi çıkarmak için epey çalıştık.

Adem pek akıllı bir çocuktur.

Fazla okuyor, gözleri bozulacak.

 

] “eksik, seyrek, sık” kelimeleri işin ne kadar sıklıkla yapıldığını belirtir: 

Bugünlerde sık görüşüyoruz.

Parayı iki milyon eksik vermiş.

Eskisi gibi değil; seyrek uğruyor.

 ] “aşağı yukarı, şöyle böyle” ikilemeleri “yaklaşık” anlamı katar. 

Bursa’da aşağı yukarı bir ay kaldık.

Ankara’ya geleli şöyle böyle 9 yıl oldu.

  

5. Soru Zarfları

Tanımı

 Eylemin anlamını soru yoluyla belirten zarflardır, daha doğrusu diğer zarfları ve cümledeki zarf tümlecini bulmaya yarayan soru kelimeleridir.  

Özellikleri ve Örnekler

 ]Diğer zarf çeşitlerinin çoğunun soru şekli vardır.  “ne zaman, ne kadar, nasıl, niçin, ne diye, ne, ne biçim, nice, ne denli” ]Soru cümlesi yapar: 

Akşam eve kaçta gelirsin?

O nasıl konuşuyor öyle?

Siz ne biçim konuşuyorsunuz?

Daha ne kadar bekleyeceğiz?

Niçin bunları bana veriyorsun?

Bu saate ne gezip duruyorsunuz?

İşleri ne zaman bitireceksiniz?

 ]İçinde soru zarfı bulunan bütün cümleler soru cümlesi değildir: 

Eve kaçta geleceğimi şimdiden söyleyemem.

Ne iyi insanlar bunlar…

Ne güzel söyledi.

 

6. Gösterme Zarfı

 Bunu her dil bilgisi kitabı ayrı bir zarf olarak almaz. “işte” kelimesiyle yapılır.  

İşte şimdi geliyorum.

Bak işte dinliyorum.

  

B. Zarflarda Pekiştirme

 Genellikle pekiştirme sıfatlarıyla ve ikilemelerle yapılır. Pekiştirmeli isimler de vardır ve onlar da zarf olarak kullanılır. 

Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden.

Yüzü soğuktan mosmor olmuştu.

Yağmurda sırılsıklam ıslandılar.

Güpegündüz nereye gidiyorsun?

Soğuktan tortop yatıyor.

Evrakları paramparça mı getirecektin?

  

c. Yapı Bakımından Zarflar

 Yapı bakımından zarflar basit, türemiş, birleşik ve öbekleşmiş olmak üzere dörde ayrılır. 

1. Basit Zarflar

 Kök hâlinde olan, ek almamış zarflardır:  “yarın, gece, geç, dün, pek, az, fazla, sık, iyi, çok, hiç, sabah, akşam, henüz…” 

2. Türemiş Zarflar

 Yapım ekiyle veya yapım eki gibi kullanılmış bazı çekim ekleriyle yapılmış zarflardır:  “sabırlı, aylarca, önce, dostça, sınıfça, yiğitçesine, erken, sabahleyin, kışın, ilkin, ileri, soğuk, içeri, dışarı, aptalca, mosmor, sanıyorum, kaçta, koşarak, okumadan, gelince, şimdilerde…” 

3. Birleşik Zarflar

 Birden fazla kelimenin bir araya gelip kaynaşarak oluşturdukları zarflardır:  “bugün, biraz, böyle, şöyle, birdenbire, niçin, ilk önce, nasıl…” 

4. Öbekleşmiş Zarflar

 Birden fazla kelimenin farklı yollarla (ikileme, edat grubu, zarf-fiil grubu) bir araya gelerek oluşturdukları zarflardır:  “hemen hemen, gece gündüz, er geç, ikide bir, aşağı yukarı, hemen şimdi, kırk yılda bir, öğleden sonra, arada sırada, yana doğru, az çok, -den sonra, -e dek, bazı bazı, şöyle böyle, üç aşağı beş yukarı, doğru dürüst, okuma sırasında, geldiği zaman…”


[1][1] “akşam” kelimesi aslında Türkçe “ak” ve Farsça “şam” kelimelerinden oluşmuştur.

Sıfatlar

 Annem belediye doktoruydu. Penceresinden kavak ağaçları görünen bir sağlık ocağında çalışır, çoğu günler beni de yanında götürürdü. Orada tek çocuk olmanın krallığını yaşar, oyalanır; haşarılıklarımın, afacanlıklarımın hoş görüleceğini bilmenin kolaylıklarından fazlaca yararlanır, buna karşılık beni mıncıklamalarına, yanaklarımı pembeleştiren makaslar almalarına ses çıkarmazdım. Pencereden uzanır, uçuşan pamukçukları yakalamaya çalışırdım. Kavakları silkeleyen rüzgâr oyun arkadaşım olurdu. Koca bahçe, önümde mülkümmüş gibi uzanır, bense onu tasasız gözlerle izlerdim. Annemin masasında, güzel çerçeveler içinde benim ve babamın resmi dururdu. Gurur duyardım. Kocaman bir masası ve koltuğu vardı annemin. Annemi makamında daha çok severdim sanki, ya da sevgim başka bir boyut kazanırdı. (Murathan Mungan; Pamukçuklar) Yukarıdaki parçada en az iki kelimeden oluşan ve koyu harflerle yazılmış olan kelime gruplarının ilk kelimelerinin yazılmadığını, son kelimelerin kaldığını düşünelim: 

Annem belediye doktoruydu. Sağlık ocağında çalışır, çoğu günler beni de yanında götürürdü. Orada çocuk olmanın krallığını yaşar, oyalanır; haşarılıklarımın, afacanlıklarımın hoş görüleceğini bilmenin kolaylıklarından fazlaca yararlanır, buna karşılık beni mıncıklamalarına, makaslar almalarına ses çıkarmazdım. Pencereden uzanır, pamukçukları yakalamaya çalışırdım. Rüzgâr oyun arkadaşım olurdu. Bahçe, önümde mülkümmüş gibi uzanır, bense onu gözlerle izlerdim. Annemin masasında, çerçeveler içinde benim ve babamın resmi dururdu. Gurur duyardım. Masası ve koltuğu vardı annemin. Annemi makamında daha çok severdim sanki, ya da sevgim boyut kazanırdı.

 Öncesindeki kelimeler çıkarıldığında kalanların anlamları eksilmiş oldu. Kelime anlamı olarak değil de cümleye kattığı anlam bakımından eksilme oldu.  

Sağlık ocağı                           nasıl bir sağlık ocağı?

Çocuk                                    kaç çocuk? nasıl bir çocuk?

Makaslar                                nasıl makaslar?

Pamukçukları                        hangi pamukçuklar?

Rüzgâr                                               nasıl bir rüzgâr?

Bahçe                                     nasıl bir bahçe?

gözlerle                                  nasıl gözler?

çerçeveler                              nasıl çerçeveler?

Masası ve koltuğu                  nasıl masa ve koltuk?

Boyut                                      kaç boyut, hangi boyut, ne boyutu?

 Bu kelimelerin (asıl unsur olan kelimeler, isimler) tam olarak anlaşılması ve tanınması için onlardan önce bazı kelimeler getirerek anlamlarını nitelik ve nicelik yönünden tamamlarız.  

Penceresinden kavak ağaçları görünen / bir / sağlık ocağı

Tek / çocuk

yanaklarımı pembeleştiren / makaslar

uçuşan / pamukçuklar

Kavakları silkeleyen / rüzgâr

Koca / bahçe

Tasasız / gözler

Güzel / çerçeveler

Kocaman / bir / masası ve koltuğu

Başka / bir / boyut

 

İşte, isimlerden önce gelerek onların anlamlarını sayı, renk, durum, hareket, biçim, yer, işaret ve soru yönlerinden tamamlayan; onları niteleyen ve belirten kelimelere sıfat denir. bu iki kelimenin (sıfat ve isim) oluşturdukları kelime grubuna da sıfat tamlaması denir ki bütün sıfat çeşitleriyle sıfat tamlaması oluşturulabilir.  

Kolay iş, bu sorular, küçük çocuk, hangi ev, iki elma, üçüncü sınıf…

 

 

A. Sıfatların Özellikleri

 1. Sıfatlar isimlerden önce gelerek onları sayı, renk, durum, hareket, biçim, yer, işaret ve soru yönlerinden tamamlar; onları niteler veya belirtir: 

O zaman gördü ki, küçük çocuk, memleketlisi, minimini yavru ağlıyor… Sessizce, titreye titreye ağlıyor. Yanaklarından gözyaşları birbiri arkasına, temiz vagon pencerelerindeki yağmur damlaları nasıl acele acele, sarsıla çarpışa dökülürse öyle, bağrının sarsıntılarıyla yerlerinden oynayarak, vuruşarak içlerinde güneşli mavi gök, pırıl pırıl akıyor.”

o zaman, küçük çocuk, minimini yavru, temiz vagon pencereleri, güneşli mavi gök

 2. Tek başlarına kullanıldıkları zaman isim değerindedirler. Çünkü ancak bir isimden önce geldikleri zaman sıfat oldukları anlaşılabilir: 

yeşil elbise      (sıfat)              yeşili severim (isim)

İhtiyar kadın (sıfat)                İhtiyarlara iyi davranmalıyız (isim)

Büyük park (sıfat)                  parkların en büyüğü (isim)

 3. Tek başlarına kullanıldıklarında isim değerinde oldukları için alabildikleri isim çekim eklerini, yani hâl eklerini, iyelik eklerini ve çoğul ekini, bir isimden önce gelerek onu niteledikleri ya da belirttikleri zaman, yani sıfat olarak kullanıldıkları zaman alamazlar: 

Bir basamak yukarı çık.         sıfat

Birler basamağı                     isim

Yürüyen merdiven                  sıfat

Yürüyenler ve koşanlar          isim

 4. Bir sıfatla onun nitelediği ya da belirttiği bir isim arasına noktalama işareti (özellikle virgül) konmaz. Virgül konursa ilk kelime tek başına kalmış olur, dolayısıyla isimleşir.  

Genç adama gülümseyerek baktı. (genç: sıfat)

Genç, adama gülümseyerek baktı. (genç: isim, özne)

 5. Birkaç sıfat, arka arkaya sıralanarak bir ismi niteleyebilir veya belirtebilir: 

Karanlık, büyük, korkutucu ve nemli bir evdi.

 6. Sıfatın varlığından bahsedildiği her yerde mutlaka sıfat tamlaması vardır; o sıfatla (soru sıfatı da olsa) bir tamlama oluşturulmuştur.  

B. Sıfat Çeşitleri

 Sıfatlar görev ve anlam yönünden, yani kendilerinden sonra gelen isme kattıkları anlam yönünden önce ikiye, sonra daha alt başlıklara ayrılırlar: 1.      Niteleme Sıfatları2.      Belirtme sıfatlarıa.İşaret sıfatlarıb. Sayı sıfatlarıAsıl sayı sıfatlarıSıra sayı sıfatlarıKesir sayı sıfatlarıÜleştirme sıfatlarıc. Belgisiz sıfatlard. Soru sıfatları  

1. Niteleme Sıfatları

 ]İsimlerin şeklini, durumunu, hareketini, rengini, kısacası kalıcı özelliklerini gösteren sıfatlardır. Nitelene sıfatları isimlere sorulan “nasıl” sorusunun cevabıdır: 

Penceresinden kavak ağaçları görünen / bir sağlık ocağı

yanaklarımı pembeleştiren / makaslar

uçuşan / pamukçuklar

Kavakları silkeleyen / rüzgâr

Koca / bahçe

Tasasız / gözler

Güzel / çerçeveler

Kocaman / bir masası ve koltuğu

 

Mavi deniz, tatlı su, kötü gün, yakın arkadaş, çalışkan öğrenci, susuz yaz, yuvarlak masa, bayan memur, erkek adam, temiz giysi, güzel insan, düz yol, çatal çivi, sivri tepe, yassı burun…

  

2. Belirtme Sıfatları

 İsimleri sayı yönünden tamlayan; yerlerini işaret eden; özelliklerini belli belirsiz olarak bildiren; onların özelliklerini soran sıfatların tümüne belirtme sıfatları denir. Belirtme sıfatları varlıkların geçici özelliklerini bildirirler: 

Bu adam, o adam, şuradaki adam, (herhangi) bir adam, bir (tane) adam, kaçıncı adam, hangi adam?…

 Belirtme sıfatları alt başlıklara ayrılır:  

a. İşaret Sıfatları

 İsimleri işaret ederek belirten ve yerlerini bildiren sıfatlardır.  “bu, şu, o, öteki, beriki, böyle, şöyle…” 

Bu soruyu kim cevaplayacak?

Kitabı şu genç almıştı.

O eşyaları nereye götürüyorsun?

Öteki sorulara geçiniz.

Beriki masaları da taşıdık.

b. Sayı Sıfatları

 İsimlerin sayılarını, bölümlerini, sıralarını, parçalarını kesin olarak belirten sıfatlardır. Sayı sıfatlarının çeşitleri şunlardır: 

i. Asıl Sayı Sıfatları

 İsimlerin sayılarını kesin olarak belirten sıfatlardır: 

Her gün iki saat ders çalışır, bir saat de kitap okurum.

Bir ağaç bile bırakmamışlar; kesmişler.

Yüz yıl öncesine geri döndük.

Türkiye nüfusunun yetmiş milyon olduğu söyleniyor.

Beş milyon ton patates

 

10 cm ip, 2 m kumaş, 100 ton kömür, 3 kg şeker…

 

]Başında asıl sayı sıfatlarından biri bulunan bir isme çoğul eki getirilmez. ”Beşevler, Altmışevler, Yedi Cüceler, üç aylar, Kırk Haramîler, beş milyonlar, on milyonlar (banknotlarımız)”gibi örnekler bu kurala uymaz.  ]Sayı sıfatlarıyla niteleme sıfatları art arda kullanılırsa sayı sıfatı önce gelir:

iki değerli arkadaş, üç kırık cam…

ii. Sıra Sayı Sıfatları

 İsimlerin sıralarını, derecelerini belirten sıfatlardır.“-ncİ” eki ya da nokta kullanılır.  

77. yıl, 11’inci bölük, birinci gün, ikinci gelişimiz…

üçüncü kişiler, ikinci katlar…

 

] “ilk” kelimesi birinci anlamındadır:

İlk (birinci) caddeden sağa dönün.

 ] “son, sonuncu, ortanca” kelimeleri de sıra sayı sıfatıdır:

son fırsat, ortanca çocuk, sonuncu kişi…

iii. Kesir Sayı Sıfatları

 İsimlerin, bütünün kaçta kaçı olduğunu gösteren sıfatlardır.

Yüzde bir ihtimal, yarım ekmek, çeyrek (dörtte bir) ekmek, yarıyıl, iki buçuk lira…

 

]Bu tamlamalarda tamlanan çoğul yapılabilir.

Kardeşlerin üçte bir payları var.

 

]Tamlayan çoğul yapılıp tamlananla yeri değiştirilebilir:

Yüzde otuz artış düşünülüyor.→Düşünülen artış yüzde otuzlarda.

iv. Üleştirme Sayı Sıfatları

 İsimlerin bölümlere ayrıldığını, bölüştürüldüğünü gösteren sıfatlardır. “-(ş)er” ekiyle yapılır. 

Üçer kişi, ikişer elma, yedişer kişi, ellişer milyon, birer gün arayla,

v. Topluluk Sayı Sıfatları

 Bir defada doğan birden fazla kardeşler için kullanılır. Bunlardaki “z” sesi çokluk bildirir.Tamlanan çoğul olabilir.

üçüz bebek, beşiz çocuklar.

c. Belgisiz Sıfatlar

 İsimlerin sayılarını ve miktarlarını kesin olarak değil, yaklaşık, aşağı yukarı, belli belirsiz bildiren sıfatlardır.  “bir, birkaç, birçok, az, çok, biraz, birtakım, bütün, bazı, tüm, her, hiçbir, herhangi bir, kimi…

 

başka / bir / boyut,

kimi insanlar,

bir yaz günü,

bazı sıfatlar

herhangi bir zaman

her soru,

birtakım insanlar,

birkaç kişi,

Birçok seneler[1][1] geçti; dönen yok seferinden.

tüm insanlar,

bütün varlıklar…

 

Bunlardan bazılarının belirttiği isimler çoğul eki alamaz, bazılarının tamlananları çoğul olmak zorundadır; bazılarınınki de yerine göre tekil de olabilir, çoğul da.

 

Bütün insan→bütün insanlar

Birkaç kişi→birkaç kişiler

Çoğu insan→çoğu bitkiler

 Not: Asıl sayı sıfatı olan “bir” ile belgisiz sıfat olan “bir” karıştırılabilir. “bir” kelimesi “tek” kelimesinin karşılığı ise asıl sayı sıfatıdır. Değilse belgisiz sıfattır: 

Bir çiçekle yaz olmaz             bir tane çiçek.                        asıl sayı sıfatı

Onu bir akşam vakti gördüm. Herhangi bir akşam vakti    belgisiz sıfat

 

 

d. Soru Sıfatları[2][2]

Tanımı

 Soru sıfatları, isimlerin nitelik ve niceliklerini soru yoluyla öğrenmeyi amaçlayan, cevapları da herhangi bir sıfat olan kelimelerdir.  “ne, nasıl, nice, ne gibi, ne biçim, kaç, kaçıncı, kaçar, hangi, ne türlü…” 

Özellikleri

 ]Soru sıfatları cümleyi soru cümlesi yapar. Bazı durumlarda da yapmaz: 

Bu nasıl bir dünya; hikâyesi zor…

Nasıl kitaplardan hoşlanırsın?

 ]Soru sıfatlarıyla da sıfat tamlaması oluşturulur.  

Kaç gün sonra geleceksin?

Eve giderken hangi otobüse bineceğiz?

 

Örnekler

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım.

Kaçıncı sınıfta okuyor?

Ne gün geleceğini söyledi mi?

Kaçar kişilik gruplar hâlinde gideceğiz?

Kaçta kaç hisse istersin?

 

Not: “ne” kelimesi sıfat, zarf ve zamir olarak kullanılabilir.

 

Ne bakıyorsun?                      Zarf

Ne almak istiyorsun?             Zamir

Ne gün geleceksin?                Sıfat

Ne iş yapıyordunuz?              sıfat

Bugün ne çalıştık ama.          zarf

 

 

C. Sıfatlarda Anlam

1. Sıfatlarda Anlam Kuvvetlendirme

 ]Zarflarla ve edatlarla anlam kuvvetlendirilebilir: 

çalışkan→arı gibi çalışkan→arı gibi çalışkan çocuk

güzel→Cennet kadar güzel→Cennet kadar güzel vatan

verimli→çek verimli→çok verimli topraklar

 

Burada “cennet kadar” kelime grubu “güzel” sıfatını; sonra hepsi birden “vatan” kelimesini nitelemiş. ]Pekiştirme sıfatları ile de anlam kuvvetlendirilebilir: Bir sıfatın ilk iki sesine “m, p, r, s” ünsüzlerinden biri eklenip, oluşan hecenin o sıfatın başına getirilmesiyle oluşur. Ünlüyle başlayan sıfatlarda ilk ünlüye “m, p, r, s” ünsüzlerinden biri eklenir. 

Sarı sayfalar→sapsarı sayfalar

Kırmızı→kıpkırmızı elbise

Mor→mosmor bir yüz

Yeşil→yemyeşil tabiat

Temiz→tertemiz toplum

Uzun→upuzun araba

 Bu kurala uymayan pekiştirme sıfatları da vardır: 

Sapasağlam, yapayalnız, çırılçıplak, çepeçevre…

 ]Tekrar yoluyla da anlam kuvvetlendirilebilir. Tekrar edilen kelimeler arasına “mİ” soru eki de konabilir: 

doğru dürüst bir iş, boylu poslu bir adam, az buz para değil…

yüce yüce yaylalar, Mini mini eller, tatlı tatlı diller…

tatlı mı tatlı diller, sevimli mi sevimli bir yüz, sıcak mı sıcak bir hava…

 

2. Sıfatlarda Anlam Daraltma

 ]Sıfatların anlamlarında, bazı eklerden yararlanarak kısma, daraltma, küçültme yapılabilir. Bunun için “-Cİk, -ÇE, -cEk, -(İ)msİ, -(İ)mtırak” ekleri kullanılır: 

Geniş bir oda          daha az genişi         genişçe bir oda

Uzun bir çocuk →      daha az uzunu         uzunca bir çocuk

Büyük ev                 daha az büyüğü→      Büyükçe / büyücek bir ev

Küçük çocuk          daha az küçüğü→      küçükçe / bir çocuk

Tatlı elma               daha az tatlısı         tatlımsı bir elma

Ekşi erik                 daha az ekşisi         ekşimsi / ekşimtırak erik

 

“-Cİk” eki küçüklük, azlık anlamı taşıyan sıfatlara getirilir ve aşırılık anlamı katar:

 

Kısa kol                  daha da kısası         kısacık kol

İnce ip                     daha da incesi         incecik ip

Az ekmek                daha da azı             azıcık ekmek

Minik yavru            daha da miniği→       Minicik yavru

Küçük kız               daha da küçüğü→      Küçücük kız

Ufak el                               daha da ufağı         Ufacık el

Yumuşak eller         daha da yumuşağı→  Yumuşacık eller

 

3. Sıfatlarda Karşılaştırma

 Aynı özelliklere sahip olan varlıkları karşılaştırarak o özelliğe hangisinin daha çok sahip olduğunu göstermek için sıfatın başına “en, daha, pek” kelimeleri getirilir. 

En kuvvetli millet

Daha dürüst insanlar

Pek çalışkan işçi

 

 

D. Yapı Bakımından Sıfatlar

 Sıfatlar da isimler gibi yapı bakımından basit, türemiş ve birleşik olmak üzere üçe ayrılır: 

1. Basit Sıfatlar

 Herhangi bir yapım eki almamış ve başka bir kelimeyle birleşmemiş sıfatlardır. 

Kara gün, kırmızı gül, bol yemek, iri taş, iyi insan, son yolculuk, dost ülke, düz çizgi.

 

2. Türemiş Sıfatlar

 İsim ya da fiil köklerine ve gövdelerine getirilen isim yapım ekleriyle oluşturulmuş sıfatlardır.  

Kiralık ev, yıllık izin, tuzlu su, Aydınlı Hasan, işsiz adamlar, ölü balık, sütçü kadın, yarınki maç, genişçe bir oda, büyücek bir ev, ekşimsi / ekşimtırak erik, kısacık kol, incecik ip…

Penceresinden kavak ağaçları görünen / bir sağlık ocağı

yanaklarımı pembeleştiren / makaslar

uçuşan / pamukçuklar

Kavakları silkeleyen / rüzgâr

Kocaman / bir masası ve koltuğu

çalışkan öğrenci, susuz yaz, yuvarlak masa…

 

3. Birleşik Sıfatlar

 

Yapısında birden fazla kelime barındıran sıfatlardır.  

Külyutmaz öğretmen, mirasyedi gençler, boşboğaz insanlar, boğazına düşkün adam, birtakım sorunlar, cana yakın çocuk…

 

Birleşik sıfatlar ikiye ayrılır: 

a. Kaynaşmış birleşik sıfatlar

 Anlamca kaynaşmış sıfatlardır. Birden fazla kelimenin sözlük anlamlarından az ya da çok uzaklaşarak, aralarına ek ya da kelime girmeyecek şekilde birleşerek oluşturdukları sıfatlardır.  

Canciğer dost, vatansever sanatçı, pisboğaz çocuk, mirasyedi gençler, kahverengi elbise, eşsesli kelimeler, birkaç adam, herhangi bir öğretmen, biraz zaman, birtakım elbiseler…

b. Kurallı birleşik sıfatlar

 Çeşitli yollarla oluşurlar: ­Sıfat tamlaması + “-lİ” yapım eki 

büyük yapraklı ağaçlar, dost bakışlı insanlar, kısa boylu asker, büyük kapılı bina, kırık camlı ev…

 

­Sıfat tamlaması + “lIk” eki 

yarım günlük mesai, üç kuruşluk iş…

 ­İsim +  iyelik eki + sıfat 

salonu büyük (bir) ev, çenesi düşük adam, saçı uzun bebek, rengi soluk kumaş…

 

­Takısız isim tamlaması + “-lİ” yapım eki 

taş duvarlı ev, aslan yürekli çocuk, demir kapılı bahçe…

 ­İsim + “-DEn” ayrılma hâl eki + isim-fiil: 

kulaktan dolma bilgiler…

 ­İkileme + isim

 

evsiz barksız insanlarımız, tatsız tuzsuz işlerimiz, irili ufaklı eşyalar…

 

­İsim + ek + fiilimsi + isim 

işini bilir memur

 

­Deyim + isim 

cana yakın arkadaşlar, çenesi düşük insan…

 

4. Pekiştirilmiş Sıfatlar

Sapasağlam, yapayalnız, çırılçıplak, çepeçevre…

 

Sarı sayfalar→sapsarı sayfalar

Kırmızı→kıpkırmızı elbise

Mor→mosmor bir yüz

Yeşil→yemyeşil tabiat

Temiz→tertemiz toplum

Uzun→upuzun araba

  

5. Kelime Grubu Hâlindeki Sıfatlar

dilimdilim.jpg

İSİMLER

Tanım

Canlı cansız bütün varlıkları, kavramları, hatta fiilleri de karşılayan, onları anmaya, tanımaya, birbirinden ayırmaya yarayan kelimelere isim (ad) denir:

ağaç, su, deniz, Hasan, Anadolu, gidiş, dönüş vb.

İsimler çeşitli yönlerden sınıflara ayrılır.

A. Varlıklara Verilişlerine Göre

İsimler ait oldukları varlığın veya kavramın eşi benzeri olup olmamasına göre ikiye ayrılır: Varlık veya kavram özelse (eşsiz, benzersiz) onun ismi de özel isim; cins ise (aynısından birden fazla) onun ismi de cins ismidir.

1. Özel İsim

Kâinatta tek olan, tam bir benzeri bulunmayan varlıkları karşılayan kelimelere denir.
Bu varlıklar zaten özel oldukları için adlarına da “özel” denir. “Mehmet” kelimesi milyonlarca insana ait olabilir, ama bütün “Mehmet”ler tek tek özel oldukları için adları da özeldir.

Özel isim adından da anlaşılacağı gibi özeldir, yani bir şeyin kendisine aittir.

Özel isimler, etiket isimlerdir; varlıklara sonradan takılmış hususî adlardır. Cins isimlerdeki gibi nesne ile kelime arasında tam bir ilişki yoktur. Özel isimlerin sahipleri tanınmazsa zihinde bir varlık, kavram oluşmaz.

Bütün özel isimler (özel ismi oluşturan her kelime ve onları niteleyen, tanıtan unvanlar) büyük harfle başlar. Büyük harfle başlamazsa cins ismi zannedilebilirler.

Yavuz, Hasan, Kayseri, Acıpayam, Akdeniz, Alanya, Ulu Cami, Sultan Selim, Hatice, Küçük Ağa, Türkçe, Türk Dil Kurumu…

Başlıca Özel İsimler

1. İnsan isimleri:

Ali, Meltem, Mehmet, Meral, Yasemin, Uğur, Barkın…
Binbaşı Ömer, Doktor Kenan, Mütercim Asım, Ankaralı Âşık Ömer…
Fatih Sultam Mehmet, Mimar Sinan, Nedim, Mustafa Kemal, Mehmet Akif, Nazım Hikmet, Yavuz Bülent Bakiler, Kâmuran İnan…

2. Kurum, kuruluş, müessese, makam, üniversite isimleri:

Mamak Anadolu Lisesi, Yeşilay Derneği, Türk Dil Kurumu, Ege Üniversitesi, Kars Valiliği, Mamak İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü…

3. Millet, kavim, din, mezhep isimleri:

Türk, Türkler, Yunan, İngiliz, Çeçen, Ruslar…
Müslüman, Musevî, Hıristiyan…
İslâm, İslâmiyet, Musevîlik, Hıristiyanlık…
Hanefî, Hanefîlik, Şafiî, Alevî…

4. Dil isimleri:

Türkçe, Farsça, Fransızca, Macarca, Fince, Tibetçe…

5. İl, İlçe, Semt, mahalle, cadde, bulvar, sokak isimleri:

Sivas, Ankara, İstanbul, Mamak, Yenişehir, Şirinevler, Dikimevi, Atatürk Bulvarı, İvedik Caddesi, Gönül Sokak…

6. Ülke ve bölge isimleri:

Türkiye, Afganistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti…
Batı Almanya, Batı Trakya, Güney Yemen, Doğu Avrupa, Doğu Anadolu Bölgesi, İç Anadolu (Bölgesi), Ege, Marmara…

7. Kıta isimleri:

Avrasya, Asya, Avrupa, Afrika, Amerika, Antarktika, Arktika, Avustralya.

8. Deniz, okyanus, göl, akar su, boğaz, geçit isimleri:

Akdeniz, Karadeniz, Manş Denizi, Büyük Okyanus, Atlas Okyanusu
Van Gölü, Hazar Denizi, Beyşehir Gölü, Kızılırmak, Yeşilırmak, Sakarya, Seyhan, Fırat, Nil, İstanbul Boğazı,Panama Geçidi, Süveyş Kanalı …

9. Dağ, tepe, ova, yayla isimleri:

Elmadağ, Uludağ, Ağrı Dağı, Erciyes (dağı), Everest Tepesi, Çukurova, Konya Ovası…

!

“Konya Ovası, Van Gölü, Ağrı Dağı” gibi her iki harfi de büyük yazılan özel isimlere dikkat edilirse, birinci kelimenin zaten il olarak mevcut olduğu; ikinci kelime eklenince oluşan ismin o ile ait ama yeni ve özel bir varlığı karşıladığı görülür. Hâlbuki Hürriyet gazetesi, Nil nehri, Ankara şehri, Fırat nehri, Erciyes dağı gibi örneklerde birinci kelime büyük, ikinci kelime de küçük harfle başlamaktadır. Bunun sebebi bu kelimelere eklenen ikinci kelimelerle yeni bir özel isim oluşturulmuş olmamasıdır. Hürriyet zaten bir gazete adı; Nil zaten bir nehir adı; Ankara zaten bir şehir adı; Erciyes zaten bir dağ adıdır.

10. Gezegen ve yıldız adları:

Merih, Mars, Jüpiter, Venüs, Küçükayı…

11. Dünya, güneş ve ay kelimeleri terim olarak (astronomi ve coğrafya terimi) kullanılıyorsa özel isim olduğu için büyük; diğer anlamlarında (gerçek, mecaz, yan, eş, deyim vb.) kullanılıyorsa cins ismi olduğu için küçük harfle başlar:

Ay’ın yakından çekilmiş fotoğrafları insanlığı pek şaşırtmıştı.
Yazın Güneş ışınları Dünya’ya dik olarak gelir.
Türkiye’nin birçok yerinde insanlar Güneş tutulmasını seyretti.

Sabahtan beri dünya kadar yer dolaştık.
Şair sevgilisinin yüzünü aya benzetir. (ayın kendisine değil, görünüşüne)

12. Kitap, gazete, mecmua, eser isimleri:

Tercüman (gazetesi), Zaman (gazetesi); Nokta (dergisi), Aktüel (dergisi); Türk Dili (dergisi), Virgül; Yaprak Dökümü, Semerkant; Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, Türk Ansiklopedisi…

13. Hayvanlara takılan özel isimler:

Tekir, Karabaş, Yumoş, Minnoş, Pamuk…

2. Cins İsmi

Aynı cinsten olan varlıkların ortak isimleridir. Dilin temel kavramları cins (tür) isimleridir.

taş, yol, ağaç, ırmak, kitap, dergi, yaprak, ev, çocuk, su, sıra, hayal, düşünce, sıla, özlem, taraf, ceza…

Cins isimlerinde kelime ile ifade edilen anlam arasında sıkı bir ilişki vardır: İsim, tanıttığı varlığı veya kavramı çağrıştırır. Cins isimleri herkes tarafından tanınır ve bilinir.

Tür adı olan her kelime, o türden tek varlığı anlattığı gibi; biçimce çoğullanmadığı hâlde o türün tümünü ya da bir bölümünü de anlatabilir:

İnsan, düşünen, konuşan bir varlıktır. (bütün insanlar)
Çiçek, susuzluktan kurumuş. (herhangi bir çiçek)

Başlıca Cins İsimleri

1. Vücudun bölümleri ve organ isimleri:
baş, kol, el, ayak…
2. Akrabalık isimleri:
ana, baba, kardeş, dayı, hala, teyze…
3. Araç, eşya isimleri:
kaşık, makas, bardak, iplik, iğne…
4. Hayvan ve bitki isimleri:
kedi, kartal, fındık, ceviz, kiraz…
5. Kavramlar:
düşünce, hedef, zekâ, temenni…
6. İş, meslek; meslek sahibi isimleri:
öğretmenlik, öğretmen, avukat, işçi, memur, profesyonel, futbolcu…
7. Giyecek isimleri:
ceket, ayakkabı, gömlek, eldiven…
8. Yiyecek isimleri
elma, yemek, ekmek, biber…
9. İçecek isimleri:
su, meşrubat, gazoz…
10. Sayı isimleri:
on, beş yüz, bir…
11. Renk isimleri:
sarı, kıpkırmızı, mor…
12. Nitelik isimleri:
büyük, kocaman, dairesel…
13. Zaman isimleri:
ay, saat, dakika, yıl…
14. Soru Kelimeleri:
ne, kim, hangi…

Bazı cins isimlerin özel isim olarak kullanıldığı görülür:

tırmık: bir ziraat aleti.
Tırmık: bir kedinin özel adı
ozan: şair
Ozan: erkek ismi
hürriyet: bağımsızlık
Hürriyet: gazete adı

Dünya, güneş ve ay kelimeleri terim olarak (astronomi ve coğrafya terimi) kullanılıyorsa özel isim; diğer anlamlarında (gerçek, mecaz, yan, eş, deyim vb.) kullanılıyorsa cins ismi olur:
Ay’ın yakından çekilmiş fotoğrafları insanlığı pek şaşırtmıştı.
Yazın Güneş ışınları Dünya’ya dik olarak gelir.
Türkiye’nin birçok yerinde insanlar Güneş tutulmasını seyretti.
Sabahtan beri dünya kadar yer dolaştık.
Şair sevgilisinin yüzünü aya benzetir. (ayın kendisine değil, görünüşüne)

B. Maddelerine Göre İsimler

İsimler, karşıladıkları varlıkların beş duyu organından herhangi biriyle algılanıp algılanamamasına göre ikiye ayrılırlar.

1. Somut İsim

Beş duyudan herhangi biriyle algılayabildiğimiz, kavrayabildiğimiz varlık ve kavramların isimleridir. Yani somut varlıkları karşılayan isimlere somut isimler denir. Bu isimler, herkes tarafından görülen, bilinen, hissedilen, cismi olan, varlığı kişiden kişiye değişmeyen varlıkları karşılarlar.

su, toprak, ağaç, ses, televizyon, rüzgâr, sarı, mavi, duman, koku…

2. Soyut İsim

Beş duyudan herhangi biriyle algılanamayan, madde hâlinde bulunmayan ve zihnimizle kavradığımız veya var olduğuna (akla, ruha, sezgiye, inanca bağlı olarak) inandığımız varlıkların isimleridir.

sevinç, şüphe, tezat, Allah, cesaret, keder, korku, aşk, melek, ruh, şeytan…

C. Varlıkların Sayılarına Göre İsimler

1. Tekil isim

Tek varlığı belirten ve karşılayan, yapıca tekil olan (topluluk isimleri hariç) kelimelerdir.

kendi, ben, çocuk, kalem, defter…

Not: Tür adı olan her kelime, o türden tek varlığı anlattığı gibi; biçimce çoğullanmadığı hâlde o türün tümünü ya da bir bölümünü de anlatabilir. Bu durumda da tekil sayılırlar.

İnsan, düşünen, konuşan bir varlıktır. (bütün insanlar)
Çiçek, susuzluktan kurumuş. (herhangi bir çiçek)

2. Çoğul isim

Yapısında, anlamında birden çok varlığı barındıran, çokluk eki almış isimlerdir. Cins isimlerinin çoğulu yapılır.

Biz, siz, onlar, evler, fikirler, merkezler, dünyalar, kuşlar, böcekler, kelebekler, arılar…

Not: Şekil yönüyle çoğul olmadığı, çokluk eki almadığı hâlde anlamca çoğul olan kelimeler vardır.

Seçmen, tercihini yarın ortaya koyacak.
Asker, sınırları bekliyor.
Genç yaşta saçı dökülmüş.

Bu cümlelerde seçmen, asker ve saç kelimeleri tekil oldukları hâlde anlamca çokluk bildirmektedirler. Bunlar, topluluk isimleri değildir.

Not: Bazı durumlarda özel isimlere de çoğul eki getirilir:

1. Aile anlamı katar; -gil ekinin yerine kullanılır, yapım eki görevinde olduğu için ayrılmadan yazılır:
Yarın Ahmetlere gideceğiz.
İzmir’e, amcamlara/dedemlere/teyzemlere gideceğiz. (burada özel isme getirilmemiş.)
Aliler bize gelecekler.

2. Benzerleri anlamı katar, kesme işaretiyle ayırarak yazılır:
Bu millet nice Fatih’ler, Kemal’ler yetiştirecektir.
Bu topraklarda ne Çaldıran’lar, ne Ridaniye’ler yaşandı.

3. Aynı ismi taşıyanları belirtir:
Sınıftaki Ali’ler ayağa kalksın.
Hüseyin’lerin hepsi buraya gelsin.

4. Abartma anlamı katar:
Çalışmak için ta Almanya’lara gitti.

5. Topluluk, soy kavramı bildirir:
Osmanlılar, Türkler, Yunanlar, Adanalılar, Konyalılar…

3. Topluluk İsmi

Yapıca tekil, ancak anlam bakımından çoğul olan; aynı türe dahil birden çok varlığı anlatan isimlerdir. Teklerden oluşan topluluğu, çokluğu bildiren kelimelere denir.

ordu, sürü, orman, sınıf, okul, millet…

Not: Topluluk isimleri de çokluk eki alabilir. Bu durumda aynı topluluktan birden fazla olduğu ifade edilmiş olur.

Ordular, ormanlar, sürüler.

D. Yapılarına Göre İsimler

İsimler kaç kelimeden oluştuklarına ve yapım eki alıp almadıklarına göre de sınıflandırılırlar.

1. Basit İsim

Herhangi bir yapım eki almamış, kök hâlindeki isimlere denir. Çekim eki almış hâlde kullanılabilirler. Türemiş ve birleşik kelimeler yaparken bunlara yapım ekleri getirilir.

İnsan, kelebek, gölge, yaprak(lar), kağıt(ta), kuş(u), çiçek(ler), dağ(dan), bir(de), …

Basit isimlerimizin çoğu tek hecelidir, ama bütün basit isimler tek heceli zannedilmemeli.

Basit isimler, daha küçük ve anlamlı parçalara ayrılamazlar. Meselâ “kelebek kelimesini kel-ebek şeklinde ikiye ayırıp “kel” diye anlamlı bir kelime bulabiliriz gibi bir düşünce yanlıştır. Çünkü parça ile bütün arasında her zaman -az ya da çok-bir anlam ilgisi bulunmalıdır.

2. Türemiş isim

İsim veya fiil kök ve gövdeleriyle yansıma kelimelere bir yapım ekinin getirilmesiyle oluşturulmuş, şekil ve anlam olarak yeni isimlere denir.

İsimden türeyenler:

kömürlük, kitaplık, tuzluk, başlık, kulaklık, gecelik, gençlik, insanlık, Türklük, çocukluk, hanımlık, kardeşlik, Müslümanlık, kulluk, erkeklik, bilgelik, bayramlık, kışlık, akşamlık, gömleklik, iyilik, güzellik, küçüklük, öğretmenlik, doktorluk, veterinerlik, eczacılık, arıcılık, demircilik, kılavuzluk, rehberlik…
Türkçe, Almanca, Arapça, Farsça, Çatalca, Yenice, Çamlıca, Taşlıca, Ilıca, delice, karaca, kokarca, yumuşakça…
sanatçı, kiracı, inşaatçı, yolcu, çaycı, şakacı, duacı, milliyetçi, Türkçü, halkçı, sözcü, tiyatrocu, kemancı…
Ankaralı, Konyalı, köylü, kentli, Osmanlı, Karahanlı, Selçuklu, Sözlü, evli, nişanlı…
etçil, otçul, insancıl, evcil, bencil, ölümcül…
vatandaş, yurttaş, gönüldaş, anlamdaş, meslektaş…
Aligil, Yaşargil, ancamgil…
geceleyin, akşamleyin, sabahleyin, gündüzleyin…
birinci, üçüncü, sonuncu, üçer, beşer, yedişer, dörder, altışar…
gelincik, kızılcık, elmacık, kulakçık, karıncık…

Yansımalardan türeyenler:

çıtır-tı, cızır-tı, şakır-tı, şıkır-tı, homur-tu, gıcır-tı, patır-tı

Fiilden türeyenler:

gel-mek, oku-mak, ye-mek, iç-mek, çalış-mak…
yemek, çakmak, ekmek, ilmek, kaymak,
başlama, okuma, yazma, nakletme, hasta olma, danışma, sevme, inanma…
Asma (yaprağı), bölme (işlemi), danışma (memuru), dondurma (külâhı), kavurma, işletme, bağlama (:saz)…
Gülün açılış-ını seyret.
Kapının kapanış-ı çok ses çıkarıyor.
Adam oturuş-undan bellidir.
seziş, biliş, alış, veriş, anlayış…
Bu görüşü benimsemedim.
Bir buluş yapmış ki sorma
Alış verişe çıkacağız.
Sende hiç anlayış yok mu?…
Çıkış ne taraftaydı?
Okur yazar, yazar kasa, bilir kişi, gelir gider, keser, güler yüz, tanıdıklar,
alacak(lı), yakacak, yiyecek, giyecek, içecek(lerimiz)…
Geçmiş, çok bilmiş…
Alım, satım, atım, yatırım, seçim, ölüm, yıkım, verim, biçim, giyim, kuşam, takım, kavram, üretim, bölüm, çözüm, uyum, çekim…
Sevgi, saygı, görgü, bilgi, duygu, örgü, sergi, vergi, övgü, algı, tutku, uyku, biçki, baskı, içki, atkı, keski…
Yazı, sıkı, yapı, ölü, korku, batı, gezi, bölü, koşu, doğu, artı, tartı, sürü, örtü, çeki, duru, sayı…
Korkunun ecele faydası yok.
Doğuyu, batıyı karıştırdık.
Ölü balıklar suyun yüzündeydi.
Yurdun batı tarafı soğuyacak.
kurucu, yüzücü, gidici, öğren(i)ci, dilen(i)ci…
Eskiden iyi yüzücü imiş.
Okuyucu sayısı günden güne artıyor.
kızartı, karartı, bağırtı…
konak, durak, yatak, dönek, ürkek, korkak, bıçak…
inanç, sevinç, usanç…
alıntı, akıntı, söylenti, toplantı, yaşantı, sarsıntı

3. Birleşik İsim

Birleşik isimler, birden fazla kelimenin bir araya gelip yeni bir varlığı veya kavramı karşılayacak şekilde kalıplaşarak oluşturdukları, anlam ve şekil bakımından yeni isimlerdir.

Birleşik ismi oluşturan kelimeler arasına herhangi bir ek veya kelime giremez; girerse bu kelime grubu birleşik isim olmaktan çıkar, belirtili isim tamlaması veya başka bir kelime grubu olur.

Bu isimler anlam bakımından tam bir kalıplaşmaya uğradıkları için tek bir kelime olarak kabul edilir ve bu şekilde kullanılırlar.

Türkçede üç yolla birleşik isim yapılır:

Anlam kayması yoluyla
Ses kaynaşması yoluyla
Kelime sınıfı kayması yoluyla

a. Anlam kayması yoluyla

Birincisi: Birleşik ismi oluşturan kelimelerin tamamı (genellikle iki kelimeden oluşurlar) anlam kaybına uğrar.

Hanımeli, aslanağzı, katırtırnağı, devetabanı, suçiçeği, demirbaş, denizaltı, kuşpalazı…

İkincisi: Kelimelerden sadece birincisi anlam kaybına uğrar:

Adamotu, yayınbalığı, incehastalık…
Akçaağaç, akçakavak, akciğer, karabiber, alageyik…
Başbakan, başyazar, başhekim… ?

Üçüncüsü: İkinci kelime anlamını kaybeder:

Karatavuk, yerelması, karafatma…

b. Ses kaynaşması yoluyla

cumartesi, pazartesi, kahvaltı, çörotu, peki…

c. Kelime sınıfı kayması yoluyla

kaptıkaçtı, külbastı, mirasyedi, dedikodu, hünkârbeğendi, albastı, gecekondu…
örtbas, sıkboğaz, alaşağı, ateşkes, kapkaççı…
giderayak, bilirkişi, vatansever, hacıyatmaz, cankurtaran…
elverişli, rasgele, albeni, çalçene…

Birleşik isimlerin bir kısmı ayrı, bir kısmı da bitişik yazılır. Bu sebeple birleşik isimler ayrı yazılanlar ve bitişik yazılanlar olmak üzere ikiye ayrılır.

Birleşik kelimelerin ayrı veya bitişik yazılmalarında birleşik kelimeyi oluşturan kelimelerin uğradıkları anlam kaybı ve ses olayları göz önünde tutulur.

a. Bitişik Yazılan Birleşik İsimler

Aralarına ek giremeyecek kadar kalıplaşmış olanlarda kelimelerden en az biri anlam değişikliğine uğradığı için bunlar bitişik yazılır. Kelimelerden biri veya her ikisi birden anlam değişikliğine veya kaybına uğradıkları için bitişik yazılırlar:

Sivrihisar, Kırşehir, dedikodu, hanımeli, aslanağzı, keditırnağı, cumartesi, Ulucami…

Yapılışlarına Göre Birleşik İsimler

­İsim + isim: İsim tamlaması

içgüdü, aslanağzı, hanımeli, Çanakkale, Pamukkale, tahtakurusu, Çatalçeşme, cumartesi, pazartesi, Topkapı(sı)…

­Sıfat + isim: Sıfat tamlaması

Acıpayam, Ulukışla, anayasa, Sivrihisar, Karagöz, Altıparmak, sütlaç, başsavcı…

­Fiilimsi + isim:

bilirkişi, yazarkasa…

­İsim + çekimli fiil / fiilimsi:

hünkârbeğendi, imambayıldı, mirasyedi, kuşkonmaz, kediboğan, gecekondu, tanksavar, dalgakıran, tozkoparan, cankurtaran…

­Çekimli fiil /Fiilimsi + çekimli fiil / fiilimsi:

dedikodu, uyurgezer, kaptıkaçtı, vurdumduymaz, oldubitti…

­Yansımalarla:

çıtçıt, şakşak, patpat…

Birleşik isimler oluşturulurken ses değişmeleri meydana gelebilir:

Cuma +erte = cumartesi
Pazar + erte = pazartesi
Sütlü+ aş = sütlaç
Top + kapı = Topkapı(sı)

Birleşik isim olarak kullanılan bir kelime grubuyla, aynı kelimelerden oluşup da birleşik isim olmayan bir kelime grubu (meselâ bir isim tamlaması), bir eki aynı şekilde almazlar. Birleşik isimle diğer kelime gruplarını bu şekilde de birbirinden ayırabiliriz.

hanımeli-y-i birleşik isim, bitki adı
hanım eli-n-i isim tamlaması

denizaltı-y-ı deniz altı-n-ı

b. Ayrı Yazılan Birleşik İsimler

TDK kılavuzundan

Buraya kadar yapılan tasnife göre her kelimenin birden fazla özelliği vardır:

Varlıklara verilişine göre : özel isim, cins ismi
Maddelerine göre : soyut, somut
Varlıkların sayılarına göre : tekil isim, çoğul isim, topluluk ismi
Yapılarına göre : basit, türemiş, birleşik

el : cins ismi; somut, tekil, basit isim
düşünce : cins ismi; soyut, tekil, türemiş isim
kitaplıklar : cins ismi; somut, çoğul, türemiş isim
ayakkabı : cins ismi; somut, tekil, birleşik isim
ordu : cins ismi; somut, topluluk ismi, basit isim
Ankara : özel isim; somut, tekil, basit isim
Çanakkale : özel isim; somut, tekil, birleşik isim.

İsimlerde Küçültme

Bir varlığın, bir ismin küçüklüğü genel olarak, başına getirilen “küçük, mini, ufak” gibi sıfatlarla ifade edilir:

Küçük köy, ufak el, mini kasa…

Bazen bu sıfatların yerini “Cİk, -Ceğİz” ekleri tutar. Bu ekler isimlere küçültme anlamı katar.

küçük tepe→tepecik
küçük çocuk→çocukcağız

Not: Bu ekler her zaman küçültme anlamı katmayabilir; acıma ve sevgi; zavallılık ve küçümseme anlamları da katabilir:

Serçecik daldan dala atlıyor. (acıma)
Adamcağız korka korka ayağa kalkar. (acıma)
Bebeciğimi çok özledim, diyordu. (sevgi)
küçük insan→insancık (zavallılık)
zavallı kelimeler→zavallı kelimecikler (küçümseme)

“-cık” eki sıfata da getirilebilir:

genç adam→gencecik yaşta

“k” sesi ile biten sıfatlara -cık eki getirildiğinde sıfatın sonundaki “k” düşer:

küçük→küçücük
ufak→ufacık
alçak→alçacık
minik→minicik

“-cık” eki somut isimler de türetir:

karın→karıncık, badem→bademcik

“-cık” ekinin “k” ile biten isimlere getirilerek somut isim türettiği durumlarda kelime sonundaki k düşmez:

kulak→kulakçık, kapak→kapakçık…

“-ce, -imsi, -ımtrak” ekleri de küçültme anlamı katar:

küçük→küçükçe
büyük→büyükçe
iri→irice
yeşil→yeşilimsi
sarı→sarımtırak

İsmin Hâlleri

İsimleri isimlere, fiillere, edatlara bağlayan, diğer kelimelerle ilişki kurarak isimlerin cümlede görev kazanmasını sağlayan eklere isim hâl ekleri denir. İsimlerin bu ekleri alarak yüklendikleri görevlere ismin hâlleri denir.

1. Yalın Hâl (Nominatif)

Eki yoktur.

İsimlerin hiçbir hâl eki almamış hâlleridir. Çoğul, iyelik ve bildirme eki almış olabilir. Bu durumda da yalın hâlde sayılırlar.

ev, okul, yol, çocuk, fikir, baba(sı), defter(ler), çalışkan(dır)…

Yapım ekleri de ismin yalın durumunu değiştirmez.

kalemlik, bilgili, susuz, meslektaş…

Birleşik isimler de hâl eki almamışlarsa yalındırlar:

dershane, tanksavar, gecekondu, bilirkişi…

Yalın hâldeki isimler cümlede özne, yüklem (ek-fiil yardımıyla), zarf tümleci ve belirtisiz nesne olarak kullanılabilirler.

Çocuk ağlıyordu.
Biraz sonra çay içelim.
Edebiyatın en mükemmel ürünü şiirdir.
Akşam size geleceğiz.

2. Belirtme (Yükleme) Hâli

“-İ” ekiyle yapılır.

İsmin, fiildeki işten, hareketten, eylemden doğrudan etkilenme ve onunla ilgili olma hâlidir.

Bu eki alan isimler cümlede belirtili nesne görevinde bulunur.

ev-i gördüm,  kapı-y-ı açtım,  okul-u boyadılar, gül-ü koparmayın…

Belirtme durumundaki isim, yani belirtili nesne yükleme sorulan “neyi, kimi” sorularının cevabıdır. Tabi belirtili nesne bir soru kelimesi ise bu soru sorulmaz.

Çocukları buradan kim alacak?
Babası çocuğu çağırdı.
Şimdi soruları cevaplayın.
Burada kimi bekliyorsunuz?

Uyarı: Türkçede iki tane -i eki vardır: iyelik eki ve belirtme hâl eki. Bunlar iyi bilinirse cümledeki belirtili nesne ile isim tamlamasındaki tamlanan birbirine karıştırılmaz. Bu, cümlenin anlamından da çıkarılabilir.

-i: iyelik eki: (onun) kalem-i
-i: belirtme hâl eki: kalem-i (kim aldı?)

3. Yönelme Hâli

“-e” ekiyle yapılır.

Yüklemin yöneldiği yeri, nesneyi ya da kavramı gösterir.

Yönelme hâlinde, ismin belirttiği kavrama yöneliş, dönme, yaklaşma, ulaşma söz konusudur. Yönelme hâlindeki kelimeler cümlede dolaylı tümleç ve yüklem olabilir. Dolaylı tümleç, yükleme sorulan “neye, kime, nereye” sorularının cevabıdır.

Sinema-y-a git, ev-e dön…
Bizi karşılamak için kapıya geldi.
Bugün okula gitti.
Benim itirazım yapılan haksızlığa. (haksızlığadır: yüklem)

“-e” yönelme ekinin bunun dışında başka görevleri de vardır:

Fiyat, araç ile anlamı katar:
Kitabı bin liraya aldı. (karşılığında)
Bu iş kaç paraya olur?

Zaman bildirir, zarf tümleci yapar:
Bu iş sabaha biter.
Haftaya size gelelim.

İsimleri edatlara bağlar:
Akşama kadar okulda ders çalıştık.
Sabaha karşı varırız.
Yaşına göre ağır bir işte çalışıyordu.

Deyim kurar:
Ağzına geleni söyler.
İşleri yoluna koymak
Başına buyruk.
Başa gelen çekilir.
Çok cana yakın bir çocuktu.

İçin, aitlik, amaç ilgisi kurar:
Bunu size aldık. (sizin için)
Sana bir iyilik düşünüyorlar. (senin için)
Annesini görmeye gitti.

İkilemeler kurarak durum bildirir:
Otobüse nefes nefese yetiştiler.
İki ahbap kafa kafaya vermiş…

“-an, -en” sıfat-fiil ekleriyle birleşerek abartma anlamı veren ikilemeler kurar:
Soran sorana,
geçen geçene,
giden gidene…

Şekilce çekimli fiil olan fakat fiil özelliğini kaybetmiş söz gruplarına gelir:
Geçmiş olsuna gitti. (demeye)

4. Bulunma Hâli

“-de” ekiyle yapılır.

Eylemin yapıldığı yeri, nesneyi ya da soyut kavramı bildirir.

ev-de oturma, okul-da öğren, yurt-ta kaldı, devlet-te bulunuyor…

Bulunma hâlindeki bir isim, cümlede dolaylı tümleç, zarf tümleci veya yüklem olabilir. Dolaylı tümleç olduğunda, yükleme sorulan “nerede, nede, kimde” sorularının cevabıdır.

Eski İstanbul’da ne güzel günler yaşanmış. (dolaylı tümleç)
Okullar bu yıl da eylülde açılacak. (zarf tüml.)
Suyu bir yudumda içti. (zarf tüml.)
Siz ayakta kaldınız. Zarf tüml.
Çamaşırları elde yıkıyormuş. Zarf tüml.
Saat yedide mi gelecekmiş? (zarf tümleci)
Her şey yerli yerinde. (yüklem)

“-de” bulunma ekinin bunun dışında başka görevleri de vardır:

Zaman ve sayı bildiren kelimelere eklenerek ölçü, miktar bildirir:
Yılda yirmi gün izni var.
Haftada bir geliyor.
Yüzde yetmiş başarı vardı.

İkilemeler kurar:
Ayda yılda bir uğrar oldu.
Elde avuçta ne varsa bitti.

Eklendiği kelimeyi sıfat yapar:
Parmak kalınlığında yaprakları var.

Yapım eki görevi görür:
Gözde sanatçılarımızdandı.
Peyami Safa’nın “Sözde Kızlar”ını okudun mu?
Sözde Ermeni soykırımı…

5. Ayrılma (Uzaklaşma, Çıkma) Hâli

“-den” ekiyle yapılır.

Eklendiği kelimeyi dolaylı tümleç yapar; “çıkma, ayrılma, uzaklaşma” bildirir. İsmin ayrılma hâli, yani dolaylı tümleç, yükleme sorulan “nereden, kimden, neden” sorularının cevabıdır.

okul-dan çıktı, ev-den ayrıldı, yurt-tan geliyor, devlet-ten istedi…
Ali, evden yeni çıktı.
Birçok seneler geçti dönen yok seferinden.

“-den” ekinin bunun dışındaki görevleri:

Edat tümleci ve yüklem de yapar.
Gönüldendir şikâyet. (yüklem)
Bebek gürültüden uyandı (edat tümleci)
Yalnızlıktan sıkıldım. (edat tümleci)

Durum bildirir:
Yağmur hafiften yağıyor.
Ben onu yakından tanırım.

Üstünlük, karşılaştırma bildirir:
Kıldan ince
baldan tatlı
Erzurum’dan soğuk şehir yok.
Bundan iyisi bulunmaz.

Bütünün parçasını, bütünden ayrılmayı ifade eder:
Verilen pastadan bir dilim yedi.
Soruların cevabını sözlerimden çıkaracaksınız.
Canından can vermek istiyordu.

İsimleri edatlara bağlayarak edat grubu ve edat tümleci oluşturur:
Akşamdan beri seni arıyoruz.
Yemekten sonra çayı nerede içeceğiz?

Sebep bildirir:
Soğuktan tir tir titriyordu.
Yorgunluktan uyuyuverdi.

İsim tamlamalarında tamlayan ekinin (-in) yerine kullanılır:
Geçen gün öğrencilerden biri yanıma geldi.
Bu ürünlerden hangisini istediğinizi söyleyin.

Yapım eki özelliği kazanarak eklendiği kelimeyi sıfat yapar:
Sıradan insanlarla düşüp kalkma diyordu.
Sudan sebeplerle buradan ayrılıp gitti.
Toptan satış
Uzaktan akraba
En içten duygular

İkilemeler kurar:
Zavallı çocuk günden güne eriyor.
Baştan başa bizim bu topraklar.
Durumumuz yıldan yıla kötüye gidiyor.
Dünden bugüne ne değişti ki…

Varlıkların neden, hangi maddeden yapıldıklarını bildirir:
Üstüne yünden bir kazak almıştı.
Tahtadan kılıçlarla oynuyorlardı.
Ayı derisinden post; Rus’tan dost olmaz.

Zaman anlamlı kelimelere gelerek zaman anlamı katar:
Bu işi dünden halletmeliydik.
Yarın geceden yola çıkmayı düşünüyoruz.

6. Eşitlik Hâli

“-ce” ekiyle yapılır.

Bu hâldeki kelimeler cümlede zarf tümleci ve yüklem olarak kullanılır.

Onun davranışları çok zaman delicedir.
Bu okulda yıllarca çalıştım dedi.
O gün sizi saatlerce bekledik.
Bu kararı sınıfça aldık.
Bugün milletçe sevinçliyiz.
Anlatılanları sessizce dinledi.
Düşüncelerini açıkça dile getirdi.
Elazığ’dan gizlice ayrıldık.

Ekin bundan başka görevleri:

Bu ek isim, sıfat ve zarf türetir.
ben-ce, okul-ca, yurt-ça, sert-çe…

Gibi, benzerlik anlamları katar:
Çocukça davranışları vardı.
İnsanca hareket etmeliyiz.

Bakımında, yönüyle anlamı katar:
O sizden kiloca biraz daha düşük.
Akılca birbirinizden farkınız yok.

Göre anlamı katar, edat gibi kullanılır:
Sence bu yaptığın doğru mu?
Bence bu doğru.

Çokluk, abartma anlamı katar:
Evinde yüzlerce kitabı var.

Küçültme, sınırlandırma anlamı katar:
Oralarda yaşlıca bir adam dolaşıyordu.
Fatih, büyükçe bir taşı alıp denize atıverdi.

7. Vasıta Hâli

“ile” edatı kullanılarak yapılır. “i” düşürülerek kullanılır.

Bu hâldeki kelimeler cümlede zarf tümleci, edat tümleci ve yüklem olarak kullanılır.

Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan. (edat tüml.)
İşi kolaylıkla başardı.
Ayağına gelen topa hızla vurdu.
Babasını sevinçle karşıladı.
O artık bizimledir.
Öğrencileriyle geziye gitmişti.
Arabasıyla evimize kadar getirdi.
İğneyle kuyu kazıyorsun.
Rüzgârın etkisiyle dallar sallandı.
Sonbaharın gelmesiyle soğuklar artmıştı.
Zilin sesiyle yarışma bitti.

Ekin diğer görevleri:

“ve” bağlacı görevinde kullanılır:
Annemle kardeşim buraya geldiler.
Baki’yle Fuzuli, 16. yy. şairleridir.

8. İlgi Hâli (Tamlayan Hâli)

“-(n)in”, “-den” ekleriyle yapılır ya da yalın hâldedir.

Bir isimin başka bir isme tamlayan olduğu biçimdir.

Kitabın yaprağı yırtılmış.
Ceket düğmesi
Öğrencilerden biri

“-(n)in” ekinin diğer görevleri

İsimleri, zamirleri ve sıfat-fiilleri edatlara bağlar:
Gözlerin için ölürüm, dedi.
Bunu senin için yaptım dedi.
Gelmediğin için payını aldılar.

İsimleri ve zamirleri fiillere bağlar:
Birincilik ödülü Atilla’nın oldu.
En güzel ve mutlu yıllar sizlerin olsun.

dilimdilim.jpg 

 

KELİME

Cümlenin anlamlı en küçük birimlerine ya da bazen tek başına anlamı olmadığı hâlde (edatlar) cümle içinde anlam kazanan anlatım birimlerine kelime (sözcük) denir.

Kelime, belirli bir düzen içerisinde bir araya getirilmesi sonucu insanlar arasında anlaşmayı sağlayan, dilin anlamlı en küçük parçasıdır.

KELİME ÇEŞİTLERİ

Tanım

Kelimelerin anlam ilgilerine, aldıkları çekim eklerine ve cümledeki görevlerine göre ayrıldıkları sınıflara kelime türleri (çeşitleri) denir.

Kök yönüyle Türkçe’de iki çeşit kelime vardır: İsim ve fiil.

İsimler, cümlede üstlendikleri göreve göre alt başlıklara (türlere) ayrılırlar:

“isim, sıfat, zamir, zarf, edat, bağlaç, ünlem”

İsim kökleri, varlık ve kavramları karşılarken, fiil kökleri, kılışları, durumları ve oluşları karşılar.

Kök açısından iki çeşit olan kelimeler, cümle içinde bulundukları yere göre görev yüklenirler ve cümledeki görevlerine göre kelime çeşitleri (sözcük türleri) adını alırlar.

Bunlardan isimler ve fiiller anlamlı kelimelerdir. İsim soylu olan edatlar, tek başlarına anlam ifade etmezler; ancak cümlede anlam kazanır veya sadece diğer kelimelere anlam katarlar. Bundan dolayı edatlara yardımcı kelimeler de denir.

Türkçe’de kelimeler, cümle içerisinde anlam ve görev kazanır. Kelime çeşitleri konusunda kelimelerin önce tek başlarına, sonra ve daha önemlisi cümlede üstlendikleri görevleri üzerinde durulacaktır. Her kelimenin tek başına bir tür adı varsa da onların asıl kullanım yerleri cümleler olduğu için cümle içerisinde kazandıkları görevler önemlidir.

Kimi kelimeler tek başlarına herhangi bir görev ifade etmeyebilirler:

için, ancak, kadar, gibi, dahi, bile, de…

Bazıları tek başlarına kullanıldıklarında bir türe dahil oldukları gibi cümle içerisinde veya başka kelimelerle oluşturdukları kelime gruplarında daha farklı bir türe dahil olabilirler: Yani, bazı kelimeler, sıfat, isim, zamir, zarf türlerinin birkaçına birden örnek teşkil edebilir. Bunların türünü tespit etmek için bu türlerin tanımlarını ve özelliklerini örneklerden hareketle kısaca bilmek gerekir.

İyi bir tarz: sıfat;
İyi görünüyorsun: zarf;
İyiyi kötüden ayırmak lâzım: isim;
İyi! Yaz öyleyse: isim, ünlem…

Görüldüğü gibi ya bazı kelimelerin tek başlarına bir anlam ve görevi yoktur ya da farklı anlam ve görevlerde kullanılabilmektedir. Kelimelerin bu şekilde değişik görevlerde kullanılmasına adlarda görev değişimi de denebilir.

O hâlde bütün kelimeleri önce bir tasnife tabi tutmak, sonra alabildikleri görevleri ayrı ayrı belirtmek gerekecektir.

dilimdilim.jpg