Aylık Arşivler: Haziran 2007

PARAGRAF

Paragraf, bir ana düşünce etrafında kurulan cümlelerin oluşturduğu topluluktur. Bir satır başından diğer satış başına kadar devam eder. Tanımdan da anlaşılacağı gibi paragrafın iki özelliği vardır; cümlelerden oluşması ve konu bütünlüğünün bulunması

Paragraf konusunu üç başlık altında işleyebiliriz:
A) Paragrafın anlam yönü
B) Paragrafın yapı yönü
C) Paragrafın anlatım yönü

Bu konuları incelemeden önce, bütün paragraf sorularının çözümünde yararlı olabilecek birkaç hususu bilmek gerekir:

1-Önce soru okunur.
2-Daha sonra parça (metin) okunur.
3-Parça okunurken, önemli yerlerin altı çizilir. (Önemli yer, sorunun cevabı olabilecek olan yerdir)
4-Cevap bulunurken, yazıda anlatılanlar dikkate alınmalıdır. Kendi görüş ve düşüncelerimize göre hareket edilmemelidir.
5-Doğru seçenek bulunurken yanlış seçenekler elenmelidir.

A -PARAGRAFIN ANLAM YÖNÜ

Paragrafın anlam yönü; ana fikir, konu, başlık, parçadan çıkarılabilecek ve çıkarılamayacak sonuçlar ile duyu ile ilgili ayrıntılar ve parçaya hakim olan duygulardan oluşur.

KONU :

Yazarın mesajını bize verirken kullandığı vasıtadır. Konu yazıda anlatılanlardır. Konu bir amaç değil, amaca giden araçtır. Bir yazının konusunu bulmak için;
Yazıda anlatılanlar nelerdir?
Bu yazıda nelerden bahsediliyor? Gibi soru kalıpları kullanılabilir. (1)

ANA FİKİR :

Ana fikir bir parçada esas vurgulanmak istenen düşüncedir. Yazarın okuyucusuna vermek istediği mesaj ana fikri oluşturur. Konu için araçtır, demiştir. Ana fikir de amaçtır.

Ana fikir soruları çözülürken şunlara dikkat edilmelidir:

1-Ana fikir paragrafın tamamını kapsar.
2-Bazı paragraflarda ana fikir cümle halinde metnin başında veya sonunda verilebilir. Bazı paragraflarda ise direkt verilmez. Okuyucu “anlam bütünlemesi” yaparak ana fikri bulur.
3-Ana fikir bulunurken kendi düşüncelerimiz değil, paragrafta yazılanlar dikkate alınmalıdır.
4-Ana fikir bulunurken; yazar bu yazıyı niye yazmış? Veya yazarın vermek istediği mesaj nedir? Soruları sorulabilir.
5-Şiirlerin konusu ve ana fikri olmaz. Şiirlerin teması vardır. (2)

BAŞLIK :

1-Başlık paragrafın tamamını kapsamalı.
2-Ana fikirden izler taşımalı, ana fikirle uyum içinde olmalı.
3-Birden çok başlık, seçeneklerde doğru gibi görünebilir. İçlerinden en uygun olanı seçilmelidir. (3)

DUYULAR :

İnsanın beş duyusu vardır. Cümlelerde bu beş duyu organından herhangi birisiyle algılanan bir ayrıntıya yer verilebilir. Görme, tatma, duyma, dokunma ve koklama beş duyuyu oluşturur. (4)

DUYGULAR:

Duygu beş duyu organıyla algılanmayan (kalben algılanan) hislerdir. Genellikle; sitem, ümit, ümitsizlik, coşku, sevinç, korku, merak, endişe vb. kavramlardır. (5)

PARÇADAN ÇIKARILACAK SONUÇLAR:

Paragraftan çıkarılabilecek, çıkarılamayacak sonuçlar, paragrafta işlenen yan konularda bulunur. Bu tip sorular eleme yöntemiyle çözülürse sonuca daha kolay ulaşılır. (6)
B-PARAGRAFIN YAPI YÖNÜ

Paragrafın cümlelerden oluştuğunu söylemiştik. Bu cümlelerin anlam ve yapı yönünden bir sıralanışı vardır. Bu da paragrafın bölümlerini oluşturur.

1. Paragrafın Bölümleri

a–Giriş Cümlesi :

Giriş cümlesi bağımsızdır. Diğer cümleler giriş cümlesine biçimce ve anlamca bağlıdır. Kendinden önce geçmiş bir cümle var mı, izlenimi uyandırmamalıdır. Geliştirilmeye, açıklanmaya uygundur. (7)

b–Gelişme Cümlesi :

Giriş cümlesine ya da bir sonraki cümleye anlamca ve yapıca bağlıdır. Ana düşünceyi açıklayıcı destekleyici örnek ve tanımlamalar vardır.

c–Sonuç Cümlesi :

Paragrafta anlatılanları özetleyen cümledir. Çoğunlukla; kısaca, özetle, böylece, bununla birlikte, bundan dolayı gibi bağlayıcı sözlerle başlar.

2.Paragraf Tamamlama ve Paragraf Oluşturma:

Paragrafı tamamlama, sonuç cümlesini bulma ile ilgilidir. Paragraf oluşturma ise giriş, gelişme ve sonuç cümlelerinin bulunup bir anlam bütünlüğü içerisinde sıralanmasıdır. (8)

C -PARAGRAFIN ANLATIM YÖNÜ

Yazarın, paragrafta ana düşünceyi veriş şekline anlatım denir. Yazar, yazısını daha etkileyici hale getirmek için örnekler, tanımlamalar, benzetmeler vb. tekniklerden yararlanabilir. Buna da “Anlatım Biçimleri” denir.

1. Anlatım Biçimleri

A) Açıklama :

Açık, sade bir dil kullanılır. Tanımlama ve örneklere sıkça yer verilir. Daha çok düşünce yazılarında kullanılır.

B) Tartışma:

Samimi, konuşuyormuş gibi bir dille anlatım yapılır. Soru-cevaplara yer verilir. Okuyucunun düşüncesini değiştirme çabası vardır.

C) Betimleme (Tasvir) :

Gözlemlemeye dayanır. Görülen iç ve dış özellikler açık bir şekilde anlatılır. Buna kelimelerle resim yapma sanatı denir.

D) Öyküleme (Hikaye etme) :

Olaya dayalı anlatım biçimidir. Olay, kişi ve mekana bağlı olarak anlatılır. Olayın bir zaman akışı vardır. (9)

 Örnek paragraflar konu sonunda bulunuyor.

2. Düşünceyi Geliştirme Yolları

1)Tanımlama :

Bir kavramın kendine has özelliklerini anlatmaya yarayan, “………. nedir?” sorusuna cevap veren anlatımdır.

Müzik, duyguların notalarla ifadesidir.

2)Tanık Gösterme :

Bir düşünceyi ünlü kişilerin sözlerinden yararlanarak, inandırıcı kılmaktır. Yunus “Benim işim sevgi için” mısraını sanki bugün için söylemiş gibidir.

3)Benzetme:

Anlatılan düşünceye güç ve güzellik katmak, bir şeyin niteliğini anlatmak için; o niteliği, tam olarak taşıyan bir şeyle göstermektir. Salıncak, sonbaharda yere düşerken sallanan bir yaprak gibi sallanıyordu.

4)Örneklendirme:

Düşünceye inandırıcılık kazandırmak için düşünceyi örneklerle açıklamaktır. Müzeler, medeniyetleri günümüze kadar taşır. Ankara’daki Etnografya Müzesi de onlardan biridir.

5)Karşılaştırma:

Birden fazla varlık ya da kavram arasındaki benzerlik ve farklılıklardan yararlanarak düşünceyi geliştirmektir. Edebiyatın konusu insan; eleştirinin konusu ise eserdir.

6)Nesnel Anlatım:

Yazar, kendi duygularına ve düşüncelerine yer vermez, ispatlanabilir yargılardır. İstanbul, Türkiye’nin nüfus yoğunluğu en fazla olan şehridir.

7)Öznel Anlatım:

Yazarın kişisel duygularının ve düşüncelerinin yer aldığı anlatımdır. Yazarın yorumunu içerir. Evin yeni boyası eve yeni bir renk ve neşe katmıştı.
Örnek sorular:
1
Kitle iletişim araçları, kitleleri bilgilendirmek ya da onları, hızlı değişen dünyanın temposundan kaynaklanan rahatsızlıklardan kurtarmak için hoşça vakit geçirtmekten, sistematiği belirlenmemiş akımların içine sürüklenmeye kadar bir çok amaca hizmet etmeye başladı.

Yukarıdaki parçanın konusu nedir?

a-Teknolojik gelişim
b-İletişim araçlarının işlevi
c-Dünyadaki değişmeler
d-İletişim araçlarındaki değişim

2
Bundan birkaç yıl önce Erzurum’da Erzurumlu, hoş sohbet bir emekli ilkokul öğretmenini ziyaret etmiştim. Güzel saz çalıyordu. Eskilerin “gönül ehli” dediklerin insanlardan biriydi. Bir ara insanın yeryüzündeki durumunu anlatmak için “beşikten ötesi gurbet” dedi. Ben bu söze bayıldım. Türk halkı nasıl üç kelime ile derin bir duyguyu dile getiriyor.

Parçada esas vurgulanmak istenen nedir?

a) Örf, adet ve geleneklerin dil üzerindeki etkileri
b) Türk halkının duygularını az sözle anlatmadaki başarısı
c) Türk halkının konuşmayı çok sevdiği
d) Türkçe’nin kelime hazinesinin az olduğu

3
Benim iyimser bir adam olduğumu söylerler. Ben iyimser olduğumu itiraf ediyorum. Bir gün hepimiz bu ölümlü dünyadan göçüp gideceğiz. Öyleyse, yaşadığımız sürece niçin huzur ve mutluluk içinde vakit geçirmeyelim? Hayatta iyimserliğin en büyük faydası, insanların hayatlarını düzene koymak ve onlara iyiyi göstermektir.

Aşağıdakilerden hangisi bu paragrafın başlığı olabilir?

A) Hayatta mutlu olmak
B) Mutluluğun sırları
C) İyimserliğin faydaları
D) Huzur ve Mutluluk

4
Kokuşmuş bir körfez, körfezin içinde birkaç kayık, ötüşerek karnını doyurmaya çalışan martılar, denizi, dağları, büyük bir tehlikeye atan insanlar, tüm bunlar beni bir hayli düşündürdü. Ne oluyor bize? Yoksa yarın yolcu muyuz? Buraları başkalarına mı satı- yoruz? Diye acı acı düşündüm.

Parçada hangi duyumuzla ilgili bir ayrıntıya yer verilmemiştir?

a) İşitme

b) Koklama

c) Görme

d) Tatma

5
Doğduğum köyde bir sokak vardı. Adı üstünde: Telgraf Sokağı. Hem güzel, hem şirindi, hem dardı. O kadar dardı ki orda birbirine dokunur komşu evlerin saçağı. Aradım, nerde Telgraf Sokağı?

Diyen bir şair nasıl bir duygu içindedir?

a) umutsuz

b) karamsar

c) hasret

d) yalnızlık

6
Cabi efendi, “okur-yazar” kalabalığındandı. Mahalle mektebinden diplomasını aldıktan sonra eline kitap almamıştı. Bütün semt halkınca dünyanın en birinci alimi sayılırdı. Beyaz top sakalıyla, kısa boyuyla, şişman vücuduyla en beklenilmez yerlerde yuvarlanır gibi dolaştığı görülürdü. Yakaladığına, ufacık tombul elleriyle okşayarak nasihatler verir, ilminden irfanından herkesi yararlandırırdı.

Parçada Cabi Efendi’nin hangi özelliğinden bahsedilmemiştir?

A) Dünyanın en iyi alimi olduğundan
B) Umulmadık yerlerde dolaştığından
C) Çok kitap okuyup bol yazı yazdığından
D) İlmiyle irfanıyla herkese yardım ettiğinden

7
Aşağıdaki cümlelerle bir paragraf oluşturulduğunda hangisi ilk cümle olur?

A) Hatta halk arasında hikaye denilince masal akla gelir.
B) Halk hikayeleri ve masal arasında benzerlikler vardır.
C) Masallar genellikle düz yazı biçimidir.
D) Halk hikayelerinde ise nazım ve nesir iç içedir.

8
Aşağıdaki cümlelerden bir paragraf oluşturulduğunda sıralama nasıl olur?

I. Bu aynı zamanda aileler içinde kârlı bir yatırım demekti.
II. Çünkü, köyümüzde tahsil yapanların hepsi öğretmen olmuştu.
III. İlkokuldayken hepimiz öğretmen olmayı istiyorduk.
IV. Üstelik öğretmenin maddi durumu iyi itibarı yüksekti.

A) I- II- IV -III

B) III-IV -I- II

C) I – IV – III – II

D) III -II – IV – I

9
İki yolcunun yardımıyla onu evvela bir kahveye taşıdılar. Yüzüne su serpildi. Kendine geldiği vakit büyük bir sinir nöbeti başlamak üzereydi.

Paragrafın oluşumunda hangi anlatım tekniğinden faydalanılmıştır?

a) hikâye etme

b) betimleme

c) açıklama

d) tartışma

 Anlatım Biçimlerine Örnek Paragraflar

a) Açıklama:

Kimilerine göre, edebiyattaki bilgiler, bilim ortamından edebiyat ortamına bir çeviridir. Edebiyat, bilginlerin daha önce araştırıp bulduğunu halka yayan bir araçtan başka bir şey değildir.

b) Tartışma:

Günümüzde yaygın bir yanlış var: bilimin kesin olduğu inancı; çağdaş yaşayış, çağdaş uygarlığın değişmez temeli olan bilimsel kesinlik. Oysa sürekli bir değişikliktir, bilimi var edip ayakta tutan.

c) Betimleme:

…Fenerin aydınlattığı alnı ter damlalarıyla kaplıydı. Sazının sapı şaşırtıcı bir süratte aşağı yukarı kayan parmaklarının altında canlı gibi titriyordu. Teller vuran sağ eli küçük fakat kendinden emin hareketler yapıyordu…

d) Öyküleme:

Okuldan çıkınca caddenin karşısındaki kitapçıya uğradı. Uzun süredir aradığı kitabı bulmak için rafları heyecanlı heyecanlı karıştırdı. Bu arada hülya’nın da kitapçıya geleceğini düşünerek biraz daha oyalandı.

            

 

ÜNLEMLER

 Aniden ortay çıkan duyguların etkisiyle ağızdan bir çırpıda çıkan, bu duyguları daha etkili anlatmaya yarayan kelimelerdir veya sözlerdir.  

Bu kelimelerin yanında dilek, emir, tehdit gibi anlamlar taşıyan kelimeler, cümleler ve yansımalar da ünlem değeri kazanabilir.  

Bu bakımdan ünlemler ikiye ayrılabilir: 

1. ASIL ÜNLEMLER

 Asıl görevi ünlem olan kelimelerdir. Başka görevlerde kullanılamazlar. Seslenme veya duygu anlatırlar.  

Seslenme Ünlemleri

Ey Türk Gençliği!                              Hey! Biraz bakar mısın?

Bre melûn! Ne yaptın?                       Hişt! Buraya gel!

Şşt! Sus bakayım!

 Bunların yanında adlar ve özel adlar da seslenme ünlemi olarak kullanılabilir.

 

Anne! Hemşehrilerim! Tanrım! Mehmet!

Duygu Ünlemleri

Ee, yeter artık!                       Aa! Bu da ne?             Ah, ne yaptım!

Eh! Fena değil.                      Ay, elim!                     itme ha!

Hah, şimdi oldu!                     Hay Allah!                  Vah zavallı!

Vay sersem!                            Aman dikkat!              Eyvah! Geç kaldım!

İmdat! Boğuluyorum!

2. ÜNLEM DEĞERİ KAZANMIŞ KELİME ve SÖZLER

 Anlamlı kelimelerin bazılarına vurgu ve tonlama yoluyla ünlem değeri kazandırılabilir. Bunlar da duygu ya da seslenme anlatır.

 Komşular!                Babacığım!                  Simitçi!                        Çok ilginç!

Ne kadar güzel!        Çabuk eve git!             Ne olur yardım et!        Çık dışarı! 

Yansıma kelimelerin hemen hemen tümü ünlem olarak kullanılabilir. 

Şır!   Çat!     Güm!   Hav!    Miyav!   Tıs!

 

 


BAĞLAÇLAR

Tanım

Tek başına anlamı olmayan, anlamca birbiriyle ilgili cümleleri veya cümlede görevdeş sözcük ve söz öbeklerini bağlamaya yarayan kelimelere bağlaç denir..

açıkçası
ama
ancak
bile
çünkü
dahi
de

de…..de
demek ki
fakat
gene
gerek…gerek(se)
ha……..ha
hâlbuki
hatta
hele
hem
hem de
hem…..hem (de)
ile
ise
ister…..ister(se)
kâh……….kâh
kısacası
ki
lâkin
madem(ki)
nasıl ki
ne var ki
ne yazık ki
ne……ne (de)
nitekim
oysa
oysaki
öyle ki
öyleyse
üstelik
ve
veya
veyahut
ya da
ya….ya (da)
yahut
yalnız
yeter ki
yine
yoksa
zira

Özellikleri

:) Edatlardan farkı, zaten var olan anlam ilgilerine dayanarak bağ kurmasıdır. Edatlar ise yeni anlam ilgileri kurarlar.

:]Bağlaçların yerine noktalama işaretleri kullanılabilir.

:]Bağlaçlar cümleden çıkarılınca anlam bozulmaz, ama daralabilir. Bağlaçlar (ile hariç) önceki ve sonraki kelimeden ayrı yazılır. Bitişik yazılanlar bağlaç değil, ektir.

Eve gittim, fakat onu bulamadım. (bağlaç)
Konuşmak üzere ayağa kalktı. (edat)
Sözlüden yine zayıf almış. (zarf)
Ben de seninle geleceğim. (bağlaç)
Evde rahat çalışamadı. (çekim eki)
Sözde Ermeni soy kırımı (yapım eki)
Sen ki hep çalışmamı isterdin… (bağlaç)
Seninki de lâf işte… (çekim eki)
Evdeki hesap (yapım eki)

BAĞLAÇ ÇEŞİTLERİ

A. SIRALAMA BAĞLAÇLARI

“ve”

Cümleleri, anlam ve görev bakımından benzer veya aynı olan kelimeleri, sözleri ve öğeleri birbirine bağlar.

Duygu ve düşünce bir olmalıdır.                            özneleri
Köyünü, yaşlı dedesini ve ninesini özlemişti.        nesneleri
Şiir ve roman okuma alışkanlığı edinin.                 nesneleri
Bana baktı ve güldü.                                              cümleleri
Anlatılanları dinliyor ve çocuğa hak veriyordu.       cümleleri
Aylarca ve yıllarca sustu.                                       benzer kelimeleri
Binlerce yerli ve yabancı turist geldi.                     sıfatları

:] “ve” bağlacı yerine virgül veya “-İp”, “-erek” zarf-fiil ekleri de kullanılabilir:

Masaya yaklaştı ve kitabı aldı.
Masaya yaklaştı, kitabı aldı.
Masaya yaklaşıp kitabı aldı.
Masaya yaklaşarak kitabı aldı.

Not:

“ve” bağlacından önce noktalama işareti kullanılmaz, bu bağlaçla cümle başlamaz. Çağdaş şiirde söze etki ve çekicilik katmak için kullanılmaktadır, ama doğru değildir.
“ve” bağlacı yerine & işaretini kullanmak son derece yozlaştırıcıdır.

“ile, -le”

“ve” ile görevleri aynı olmasına rağmen her zaman birbirinin yerine kullanılamazlar. “ile”nin kullanım alanı daha dardır.
“ile” cümleleri birbirine bağlamaz; sadece aynı görevdeki kelimeleri bağlar.

Duygu ile düşünce bir olmalıdır.
Yaşlı dedesi ile ninesini özlemişti.
Edebiyatımızda en çok eser verilen türler şiir ile romandır.

Not: Edat olarak kullanılan ve zarf yapan “ile”den farklıdır.

Mehmet ile Ali sinemaya gittiler. (bağlaç)
Mehmet, Ali’yle sinemaya gitti. (edat)
Mehmet heyecanla yerinden kalktı. (edat)

B. EŞDEĞERLİK BAĞLAÇLARI

“ya da, veya, yahut, veyahut”

Aynı değerde olup da birinin tercih edilmesi gereken iki seçenek arasında kullanılırlar.

Biriniz gideceksiniz: Sen ya da kardeşin.
Bisiklet veya motosiklet alacağım.
Sen, ben veya başkası…
Sen olmasan yahut (veyahut) seni görmesem dayanamam.

C. KARŞILAŞTIRMA BAĞLAÇLARI

“ya….ya”

İki seçenek sunulduğunda kullanılır.
Bunlar birbirinin zıttı olabilir
Biri yapılmadığında diğerinin yapılması gerekebilir.

Ya beni de götür ya sen de gitme.
Ya gel ya gelme.
Ya bu deveyi güdeceksin, ya bu diyardan gideceksin [1]

“hem…..hem (de)”

Her ikisi de geçerli olan iki durumu anlatır. Bunlar zıt da olabilir, eşdeğer da.

Hem çalışmıyor hem (de) yakınıyorsun.
Hem kitap okuyor hem de müzik dinliyor. Aynı anda

“ne……ne (de)”

:]Aynı görevdeki kelimeleri, kelime gruplarını ve öğeleri birbirine bağlar.

Ne şiş yansın ne kebap. özneleri
Gönül ne kahve ister ne kahvehane. nesneleri
Ne İzmir’e gitmiş ve Bursa’ya. dolaylı tümleçleri

:]Cümleleri de birbirine bağlar:

Üç yıldır ne bir telefon açtı, ne de bir mektup yazdı.
Onu ne gördüm ne de tanıdım.
Ne aradı ne (de) sordu.
Ne kızı verir, ne de dünürü küstürür.

Ne doğan güne hükmüm geçer,
Ne halden anlayan bulunur.

]Cümleleri -yapı bakımından olumlu oldukları hâlde- olumsuz yapar. Yüklem olumlu durumdadır.

Ne kendi rahatsız oldu ne de halkı huzursuz etti. (kendisi rahatsız olmadı, halkı da huzursuz etmedi)

Yüklem olumsuz çekimlenirse anlatım bozukluğu meydana gelir.

Ne çay ne kahve içmedi.→ “Ne çay içti ne kahve” olmalıydı.

] Zıt anlamlı iki sıfatla birlikte kullanılarak onların arasında bir durum ifade eder.

Dışarıdaki hava ne soğuk ne sıcak.
Yaptığı işe ne kolay ne de zor denebilir.

Not: “Ne zor, ne acı günler yaşadık” örneğinde “ne zor” ve “ne acı” sözleri ayrı ayrı da (biri olmadan) kullanılabileceği için buradaki “ne”ler bağlaç oluşturmaz.

“de….de, gerek……gerek, olsun…..olsun, kâh……kâh, ha……ha”

Öğeleri ya da cümleleri birbirine bağlarlar.

Öğretmeni de arkadaşları da onu çok merak ettiler. özneleri bağlamış.
Annesini de babasına da özlemişti. nesneleri bağlamış.
Tatil boyunca dinlenmiş de gezmiş de. yüklemleri bağlamış.
İzmir’e de Aydın’a da uğrayacağız. dolaylı tümleçleri
Fizikten de anlamam kimyadan da.
Gerek sen gerek(se) o, güzel çalıştınız.
Gerek baba gerek anne tarafından bir akrabalıkları yok.
Ali olsun, Ahmet olsun, ikisi de çalışkan ve zekîdirler.
Kâh yıkılıyor, kâh kalkıyor, ama yılmıyor.
Ha Ali ha Veli, ne fark eder?

D. KARŞITLIK BAĞLAÇLARI

“ama, fakat, lâkin, yalnız, ancak, ne var ki, ne yazık ki”

“ama, fakat, lâkin” aynı anlamlı bağlaçlardır. “yalnız, ancak, ne var ki, ne yazık ki” de bunlara yakın bağlaçlardır.

]”ama, fakat, lâkin, yalnız, ancak, ne var ki, ne yazık ki” bağlaçları, aralarında zıtlık bulunan iki ayrı ifadeyi, cümleyi birbirine bağlar.

Çok tembeldi, ama başarılı oldu.
Yemek az, ama doyurucu.
Yerinde ve zamanında konuşmaya dikkat ediyorum, ama bazen yanlış anlaşılıyorum.
Hızlı yürüdü, ancak yetişemedi.
Bu işe başlıyorum, ancak bugün bitiremem.
Hava nemliydi, fakat yağmur yağmıyordu.
Altmış yaşında, kır saçlı; fakat dinç bir adam bağırdı.
Bunları götür, yalnız diğerlerini getirmeyi unutma.

Not: Bir cümle bu bağlaçlardan biriyle başlayabilir. Bu durumda bu bağlaçlar iki bağımsız cümleyi birbirine bağlamış olur..

… Ne var ki sanatçıyı bu yüzden eleştirmek doğru olmaz.

] “ne yazık ki” bağlacı çok kötü ve acı sonları bildirir.

İnsanlara hep vefa gösterdi; ne yazık ki kendisi onlardan vefa görmedi.

] “ne var ki” bağlacı çaresizlik ifade eder.

En yüce duyguların tohumları ekildi; ne var ki dünya, insanları kendisine benzetmişti.

]”ama, fakat, lâkin, yalnız, ancak”, neden, şart, uyarma bildirir

Arkadaşının kalbini kırdı, ama çok pişman oldu.
Bizimle gelmene izin veririz, ama yolda fazla soru sormayacaksın.

] Sadece “ama” bağlacı pekiştirme anlamı katar.

Güzel, ama çok güzel eserler bırakmış atalarımız.

]Yine sadece “ama”, cümle sonunda, dikkat çekmek için kullanılır.

Bak kızarım ama!
Böyle söylersen darılırım ama!

“hiç olmazsa” ve “hiç değilse”

Çarşıdan elimiz boş döndük. Hiç olmazsa iki kaset alsaydık.

“oysa, oysaki, hâlbuki”

Aralarında zıtlık, aykırılık bulunan iki cümleyi “tersine olarak, -dİğİ hâlde” anlamlarıyla birbirine bağlar.

Onu özledim, oysa gideli çok olmadı.
Gelemeyeceğini söyledi, hâlbuki vakti vardı.

Not: Bu bağlaçlar anlam bakımından zıt olmayan cümleler arasında kullanılırsa anlatım bozukluğuna yol açar.

Her zaman birinciydi, oysa çok çalışırdı. (anlatım bozuk)

E. GEREKÇE BAĞLAÇLARI

“çünkü”
“Şundan dolayı, şu sebeple” anlamlarına gelir.

Neden bildirir.
Eve gittim, çünkü babam çağırmıştı.
Otobüse yetişemedik; çünkü evden geç çıkmıştık.

“madem(ki)”
Madem gelecektin, haber verseydin.

“zira”
“çünkü” anlamında kullanılır.
Allah’a sığın şahs-ı halîmin gazabından
Zira yumuşak huylu atın çiftesi pektir

“yoksa”
Ver diyorum, yoksa yersin dayağı.

“nasıl ki”
Acele etmez, ağırdan alır; nasıl ki bu akşam ağırdan alıyor.

“değil mi ki”

F. ÖZETLEME BAĞLAÇLARI

“kısacası, demek ki, açıkçası, öyleyse, yani, özetle, o hâlde, anlaşılıyor ki”

… Kısacası kendimizi toparlamalıyız.
… Demek ki ülkemiz bunlardan dolayı gelişmiyor.
… Açıkçası bu işi istemiyorum.
… Öyleyse gidelim arkadaşlar.

G. PEKİŞTİRME BAĞLAÇLARI

“bile, de, hem de, dahi, üstelik, hatta, ayrıca, bundan başka”

Bu bağlaçlardan bazıları bazı durumlarda birbirlerinin yerine kullanılabilirler.

]”bile” kullanılan bir cümle daha önce kullanılmış bir cümlenin ya devamıdır ya da devamı gibi görünür.

Bunu sen bile başarabilirsin.
Bağırsan bile duymaz.
Tembel adam, olur, demiş. Demiş ama yerinden bile kalkmamış.
Hatta parasını bile ödemişti. / Hatta parasını ödemişti bile.
Çölde suyun bir damlası bile değerlidir.

] “bile” yerine “de” veya “dahi” de kullanılabilir.

Bunu sen de başarabilirsin.
Bağırsan da duymaz.
Tembel adam, olur, demiş. Demiş ama yerinden dahi kalkmamış.
Hatta parasını dahi ödemişti. / Hatta parasını ödemişti dahi.
Çölde suyun bir damlası dahi değerlidir.

] “hatta, hem de, ayrıca, üstelik”

Belle, kazmayla, hatta elleriyle kazıdılar.
Gördüm, hatta konuştum da.
Konuşmuyor; üstelik gülmüyor da.
Çalışıyor, hem de sabahtan akşama kadar.

H. “DE, Kİ, İSE” BAĞLAÇLARI

“de”

] Her zaman kendinden önceki kelimeden ayrı ve de, da şeklinde yazılır; bitiştirilmez, te, ta şeklinde yazılmaz. “ya” ile birlikte kullanıldığında da ayrı yazılır: “ya da”
Kelimenin son hecesine kalınlık-incelik bakımından uyar.

] Genellikle “dahi, bile, üstelik, hatta” bağlaçlarıyla özdeştir.

Bu soruyu Ali de bildi dahi, bile
Artık gönlümü alsa da önemi yok. dahi, bile

] Cümleleri, aynı görevdeki kelimeleri ve sözleri birbirine bağlar ve değişik anlamlar katar:

Sorsan da söylemem asla

Erzakını hazırla da pikniğe gidelim.
Cümleleri bağlamış, burada pikniğe gitmek için erzak hazırlama şartı var.

Biraz müsaade etsen de işime baksam rica, istek, yalvarma
Büyüyecek de bana bakacak. Küçümseme, alay
Çalışıp da kazanacaksın. şart
Dün bizi bekletti de gelmedi. yakınma
Çalışayım da gör neler yapacağımı. övünme
Düzenli çalıştı da başarılı oldu. için, neden-sonuç
Koşsan da yetişemezsin. değişmezlik

Bütün yıl okumamış da şimdi kitap kurdu oluverdi.
Zıt anlamlı cümleler arasına girmiş.

] Tekrarlanan kelimelerin arasına girerek anlamı güçlendirir:

Ev de ev olsa bari küçümseme
Çalış da çalış… abartma

] “ama” bağlacının yerine kullanılabilir; cümleleri ve öğeleri birbirine bağlayabilir:

Hızlı hızlı koştu da yetişemedi. cümleleri bağlamış

] Edattan ve zarftan sonra gelerek anlamı pekiştirebilir:

O kadar da soğuk değil.
Böyle davranmanız hiç de iyi olmadı.

“ki”

Sadece “ki” biçimi vardır.
Kendinden önceki ve sonraki kelimelerden ayrı yazılır.
Türkçe değil, Farsça bir bağlaçtır ve Türkçe cümle yapısına aykırı olarak kullanılır.

]Anlam bakımından birbiriyle ilgili cümleleri birbirine bağlar.

Bir şey biliyor ki konuşuyor. (sebep-sonuç)
Baktım ki gitmiş. (şaşkınlık)
Ancak ne yazık ki böyle olmadı.

]Birisinden alıntı yapılacağı zaman kullanılır.

Atatürk diyor ki: … (açıklama)

]Özneyle veya tümleçlerle ilgili açıklama yapılacağı zaman kullanılır. Bazen “ki” ile başlayan bu açıklama iki kısa çizgi arasında verilir.

Ben ki hep sizin için çalıştım. (pekiştirme)
Siz ki beni tanırsınız, neden böyle düşünüyorsunuz?
O yerden -ki herkes kaçar- sen de kaç.

]”ki” kullanılan bazı cümlelerin “ki”den sonraki kısmı söylenmez.

Sınavı kazanabilir miyim ki… (kuşku)
Bu adama güvenilmez ki! (yakınma)
Acaba çocuğa kızarlar mı ki? (endişe)

]Tekrar edilen kelimeler arasında kullanılır.

Adam belâ ki ne belâ…

]Abartma anlamı katar.

Bugün öyle yorgunum ki…

]Bu bağlaç birkaç örnekte kalıplaşarak bitişik yazılmaktadır.

Belki, çünkü (burada ünlü uyumuna girmiş), hâlbuki, mademki, meğerki, oysaki, sanki.

“ise”

Karşılaştırma ilgisi kurar, karşıtlığı güçlendirir.

Yağmur yağıyor, evim ise çok uzakta. (bağlaç)
Adam konuşuyor, çocuksa hep susuyordu. (bağlaç)

Ek-fiilin şart çekimiyle karıştırılabilir.

Çocuk başarılıysa sınıfını geçer. (ek-fiilin şartı)

YAPI BAKIMINDAN BAĞLAÇLAR

1. BASİT BAĞLAÇLAR

Ek almamış (kök hâlindeki) zarflardır. ve, ile, de, fakat, eğer…

2. TÜREMİŞ BAĞLAÇLAR

Yapım eki almış zarflardır. kısaca, yalnız, üstelik…

3. BİRLEŞİK BAĞLAÇLAR

Birden fazla kelimeden oluşurlar ve bitişik yazılırlar. yoksa, hâlbuki…

4. ÖBEKLEŞMİŞ BAĞLAÇLAR

Birden fazla kelimeden oluşur ve ayrı yazılırlar. ya da, ne var ki, hem de…

  

EDATLAR

Tanımı

 Tek başlarına anlamları olmayan, başka kelimelerle öbekleşerek değişik ve yeni anlam ilgileri kuran, birlikte kullanıldıkları kelimelere cümlede anlam ve görev kazandıran kelimelere edat denir. 

Bazı dil bilgisi kitapları bağlaçları, edatları ve ünlemleri bir araya getirerek edatlar başlığı altında şu şekilde sınıflandırır: 

Bağlama edatları                   bağlaçlar

Son çekim edatları                edatlar

Ünlem edatları                      ünlemler 

Özellikleri ve Örnekler

 ]Türkçe’de isimler ve fiiller anlamlı kelimelerdir.

Edatlar ise tek başlarına anlam ifade etmezler; ancak cümlede anlam kazanır veya sadece diğer kelimelere anlam katarlar.  

“için, kadar, -e kadar, gibi, göre, ile, üzere, yalnız, -e karşı, sanki, ancak, -den beri, -e doğru” 

]Kelimeler arasında çeşitli anlam ilişkileri kurduğu için edatlara yardımcı kelimeler de denir.  

Ders çalışmak için odasına çekildi.   (amaç)

Kurt gibi acıkmıştım.                         (benzerlik)

 ]Edatlar önceki kelimeyle sonraki kelime arsında anlam ilgisi kurar. Bağlaçtan ve zarflardan farkı, yeni bir anlam ilgisi koruyor olmasıdır.  

Sözlüden yine zayıf almış.                  (zarf)

Eve gittim, fakat onu bulamadım.    (bağlaç)

Konuşmak üzere ayağa kalktı.          (edat)

 ]Edatlar cümleden çıkarılınca cümlenin anlamında bir eksiklik, daralma veya bozulma olur.  

Güneş gibi başı göklere erdi. →edat çıkarılınca→  Güneş başı göklere erdi.

 ]Tek başlarına kullanamazlar. Başka kelimelerle birleşerek sıfat ya da zarf görevli öbekler oluştururlar.  

Dağ gibi adam yok oldu gitti.            (sıfat öbeği)

Sen de benin kadar çalışsan…           (zarf öbeği)

 ]Tek başlarına iken isim, sıfat, zarf, bağlaç olarak kullanılabilir. Bu durumda edat olmaktan çıkar: 

Karşı köyde akrabaları vardı.           sıfat

Derenin karşısına geçtik.                   ad

Her söylenene karşı çıkıyor.              birleşik fiilde isim

Bana doğruyu söyle.                          isim

Doğru söze ne denir?                         sıfat

Lütfen doğru oturun.                         zarf

Beride bir adam duruyor.                  isim

Beri taraf oldukça dikenli.                 sıfat

Biraz beri gel.                                    zarf

Bir ömür boyu yalnız yaşadı.             zarf

Biz bu dünyada hep yalnızız.              isim

Parkta oturan yalnız adam onun babasıydı.             sıfat

Meyveler güzel, yalnız biraz renksiz.                         bağlaç

 

]Bazı edatlar sadece hâl ekleri ile birlikte kullanılırlar. Bazıları da üzerlerine ek alabilirler: 

-e kadar, -e doğru, -den beri

bu kadarını, senin gibisi

 ]Cümlede veya isim tamlamasında isim görevi alabilir; ek-fiil alarak yüklem olabilir.  

Bu paranın ne kadarı sizin?   (iyelik eki almış, isim gibi kullanılmış, nesne olmuş)

 

Her şey bıraktığım gibiydi.     (ek-fiilin “di”li geçmiş zaman çekimi ile isim gibi kullanılmış, yüklem olmuş)

 ]Edat grupları (edat ve edattan önceki kelimenin oluşturduğu kelime grubu) cümlede çoğunlukla zarf veya edat tümleci olur. 

Sabaha kadar ders çalıştık.   (zarf tümleci)

Eve doğru yürüdüm.              (edat tümleci)

  

Başlıca Edatlar

  

“ile”

 ] “Araç, alet, neden, zaman, birliktelik” ilgisi kurar.  

Ankara’ya uçakla giderler.               (araç)

Bizi boş vaatlerle kandırdılar.           (araç)

Hasan yaşlı annesiyle oturuyordu.    (beraberlik)

Arabanın gürültüsüyle irkildi.           (neden)

Baharla birlikte leylekler de geldi.    (zaman)

 ] “-le” şeklinde bitişik de yazılabilir.  

Çocuk ile→çocukla

Araba ile→arabayla

 ] “ne ile, kiminle” sorularına cevap verir.

 

Sözünüzü balla kesiyorum.    (araç)

Yar ile sohbet ne güzel.          (birliktelik)

 Not: “ile” kelimesi “ve” gibi kullanılırsa bağlaç olur.  

Bir kola ile simit aldım.          (kola ve simit)

 Soyut bir kelimeyle öbekleşirse edat değil “durum zarfı” olur. 

Öfkeyle kalkan zararla oturur.   (nasıl, öfkeli ve zararlı)

Sevinçle boynuma sarıldı.      (nasıl, sevinçli bir hâlde, durum zarfı)

 

 

“gibi”

 Benzetme edatlarındandır.Yalın hâldeki kelimelerle birlikte kullanılır.Benzetme, eşitlik anlamları katar.  ] Birlikte kullanıldığı kelime ile birlikte sıfat, zarf ve isim olabilir.

 

Adamın demir gibi bileği vardı.                    (sıfat, benzetme)

Kurşunlar, yağmur gibi yağıyordu.               (zarf, benzetme)

Uyandığı gibi yataktan fırladı.          (zarf, anında, zaman anlamı katmış)

 ] İsim veya zarf gibi kullanıldığında cümle öğeleri oluşturur. Bu durumda ek alabilir. 

O anda utançtan ölecek gibiydi.                   (isim, yüklem)

Onun gibisi nerede bulunur?                         (isim, özne)

 

]Bu edatın yerini bazı ekler alabilir:

 

Şöyle garip bencileyin.                                  (benim gibi)

Kadın bir gülüşü vardır onun.                    (kadın gibi)

 

 

“sanki”

 Benzetme edatıdır.“san” ve “ki”nin birleşiminden oluşmuştur.Bu edatı bulunduran cümlelerde “sanmak, zannetmek” anlamları vardır. “benzetme, uyarı, sözüm ona, sözde, inanmama” anlamları katar. 

Sanki gece olmuş.                              Gibi, öyle zannedersin

Biri kapıyı çalıyor sanki.                    gibi, öyle zannediliyor

Sanki bütün kabahat benim.             sözde, inanmama, öyle zannediliyor

Aldın da ne kazandın sanki?             uyarı, ne kazandığını sanıyorsun?

Gelseydi ne olurdu sanki?                 ne olacağını sanıyordu ki?

Sanki bu da mı güzel?                                   Öyle mi sanıyorsun?

Kısa öyküde daha başarılı sanki       öyle gibi.

 

Not:sanki” edatıyla “gibi” edatı bir arada kullanılırsa anlatım bozukluğu ortaya çıkar: 

Sanki beni dövecek gibiydi. (yanlış)

“Beni dövecek gibiydi.” ya da “Sanki beni dövecekti.”

  

“kadar, -e kadar”

 Benzetme edatlarındandır. Yalın hâldeki veya –E yönelme eki almış kelimelerle kullanılır. “kadar” şeklinde kullanıldığında üzerine ek alabilir. ] “Karşılaştırma, benzerlik, eşitlik, yaklaşıklık, ölçü” anlamları katar.  

Biz de onlar kadar başarılıyız.           (eşitlik, benzerlik, ölçüsünde)

Gül kadar güzelsin.                           (benzerlik)

Mektubu okuyunca köyünü görmüş kadar sevindi.  (gibi)

Bir ton kadar kömür almış                (ölçü, aşağı yukarı)

Yüz kadar asker evin önünden geçti. (ölçü, aşağı yukarı)

 ] Birlikte kullanıldığı kelimeyle isim, sıfat ya da zarf oluşturur.  

Biz bu kadarına da alışığız.               (isim)

İçmiş kadar olduk.                             (zarf)

Ne kadar güçlü bir adam…               (zarf)

Evin deniz kadar havuzu var.           (sıfat)

 

] Ad tamlamasında ad (tamlanan) olarak da kullanılabilir.  

Vefasızlığın bu kadarını da görmemiştim. (isim, ad tamlamasında tamlanan)

 

] “kadar” kelimesi zarf tümleci de yapar, edat tümleci de: 

Dershaneye kadar gidelim.    (edat tümleci)

Akşama kadar çalıştık.          (değin anlamında, zarf tümleci)

  

“için”

 “Amaç, neden, özgülük, görelik, karşılık” bildirir. “Hakkında, nedeniyle, yüzünden, maksadıyla” anlamlarını ifade eder.Yalın hâldeki ya da iyelik eki almış kelimelerle birlikte kullanılır. İsim olarak kullanıldığında üzerine ek alabilir. 

] Bu edatla kurulan söz öbekleri, cümlede genellikle edat tümleci olarak kullanılır. 

Çalışmak için başvurdu.                               (amacıyla, başvurunun amacı, sebebi)

Sınavı kazanmak için çalışmak gerekir.       (sınavı kazanmanın şartı)

Sıkıldığı için dışarı çıktı.                               ( neden, dışarıya çıkmanın sebebi)

Bu ayakkabıyı babam için aldım                   (özgülük)

Bu iş için kaç lira ödedin?                             (karşılık)

Senin için sorun yok tabi.                              (görelik)

Bizim için ne diyorlar?                                  (hakkımızda)

Sizin için üç kişilik yer ayrıldı.                       (aitlik)

Tüm bu hazırlıklar bizim içindi.                    (isim, yüklem)

Vatan için ölenler yüreğimizde yaşarlar.      (amaç, özne)

 ] “-e” yönelme hâl eki ve “üzere”, “-e göre”, “diye” edatları bazı durumlarda bu edatın yerini tutabilir: 

Bu ayakkabıyı babam için aldım → babama aldım.

Uyumak için odasına çekildi→uyumak üzere

Senin için iyi bir gündü→sana göre

Ne için söyledin sanki?→ne diye

  

“üzere, üzre”

 ] “Amaç, koşul, zamanda yakınlık, gibilik” anlamları katar.  

Sorunu halletmek üzere gidiyorum.              (amaç, için)

Kitabı yarın vermek üzere alabilirsin.           (şartıyla, koşul)

On dakika konuşmak üzere kürsüye çıktı.    (için, amaç)

Acele edin, güneş batmak üzere.                   (zamanda yakınlık)

Konuştuğumuz üzere yarın buluşacağım.     (gibilik)

 ] Bu edatın üzerine ek gelebilir: 

Tam da yola çıkmak üzereydik.

“-e göre”

 Yönelme hâl ekiyle birlikte kullanılır, yani bu eki almış kelimelerden sonra gelir.Kendi üzerine de ek alabilir. 

] “Görelik, uygunluk, yönünden, bakımından ve karşılaştırma” anlamları katar.  

Başbakana göre enflâsyon düşük.     (açısından)

Ayağını yorganına göre uzat.            (bakarak, ölçüsünde, uygunluk, kadar)

Allah dağına göre kış verir.               (uygunluk)

Anlatılanlara göre ikisi de suçluymuş.  (bakılırsa, yönünden)

Siz bana göre daha gençsiniz.           (karşılaştırma)

Kemal, Hasan’a göre daha uzundu.  (karşılaştırma)

Bana göre ayakkabınız var mı?        (uygunluk)

 

] “-ce” eki bu edatın yerini tutabilir.

 

Bence bu iş burada biter.                   (bana göre)

  

“karşı”

 ] “-e” yönelme hâl ekiyle kullanılarak “için, hakkında, yönelme, ilgili olma” anlamları katar.

 

Edebiyata karşı ilgim vardı.              (hakkında, yönelik)

Denize karşı bir balkonu var.                        (yönelik)

 ] Zaman bildiren kelimelere eklenip “doğru, sularında” anlamları katar ve zarf öbeği oluşturur. 

Yağmur sabaha karşı yeniden başlamıştı.     (doğru)

Sabaha karşı uyuyabildim.                            (zarf öbeği)

 

Not: “karşı” kelimesi isim ve sıfat olarak kullanılabilir; birleşik fiil yapabilir.

 

Karşı köyde akrabaları vardı.           (sıfat)

Derenin karşısına geçtik.                   (ad)

Her söylenene karşı çıkıyor.              (birleşik fiil)

  

“diye”

 Amaç ve neden ilgileri kurar.  

Terfi edeyim diye yağcılık yapıyor. (amaç)

Yağmur yağıyor diye dışarı çıkmadı. (neden)

  

“doğru”

 ] Yönelme eki ile birlikte kullanılarak yön bildirir. 

Ormana doğru yürüdük.

Bana doğru bakıyor.

 ] Zamanda yakınlık bildirerek zarf öbeği de oluşturur.

 

Akşama doğru geldiler. (zarf öbeği)

 ] Ad, sıfat ve zarf da olabilir. Bu durumlarda edat değildir.

 

Bana doğruyu söyle.              isim

Doğru söze ne denir?             sıfat

Lütfen doğru oturun.             zarf

  

“dolayı, ötürü”

 ] Ayrılma hâl ekiyle birlikte neden ilgisi kurar.  

Zayıflıktan dolayı sık sık hastalanıyor.

Çalışmadığından ötürü canı sıkılıyor.

 ] “-den” ekiyle de aynı anlam sağlanır.

Sıkıldığımdan dışarı çıktım.

  

“karşın, rağmen “

 Yönelme ekiyle birlikte karşıtlık ilgisi kurar. 

Çok uğraşmama karşın başaramadım.

Tanımamasına rağmen onu takdir ediyordu.

  

“beri”

 ] “-den” ayrılma hâl ekiyle birlikte eylemin başlangıç yerini ve zamanını belirler. 

Dün akşamdan beri görülmedi.

Okuldan beri hiç susmadı.

Yıllardan beri bu köyde yaşamaktalar.

Kar, sabahtan beri yağıyor.

 ] “beri” kelimesi ad, sıfat, zarf  da olabilir. Bu durumda edat değildir.

Beride bir adam duruyor.

Beri taraf oldukça dikenli.

Biraz beri gel.

  

“yalnız”

 İsim, sıfat, zarf ve bağlaç olarak kullanılabilen bu kelime “sadece, bir tek” anlamına gelmek şartıyla edat olarak da kullanılabilir. Bu yönüyle diğer kelime türlerinden ayırt edilebilir.  

Bir ömür boyu yalnız yaşadı.             (tek başına, zarf)

Biz bu dünyada hep yalnızız.              (tek başına, isim)

Parkta oturan yalnız adam onun babasıydı. (tek, sıfat)

Meyveler güzel, yalnız biraz renksiz.             (ama, bağlaç)

 

Cebinde yalnız yol parası vardı.        (sadece, edat)

Beni yalnız sen anlarsın.                    (sadece, bir tek)

  

“ancak”

 “yalnız, sadece, özgülük, sınırlandırma, olsa olsa” anlamları katar. 

Seni ancak ebediyyetler eder istiab                (sadece)

Onu ancak para ilgilendirir.                          (sadece, bir tek)

Bu işten ancak Hasan Usta anlar.                  (sadece)

Bu kömür ancak üç ay yeter.                         (en fazla, olsa olsa)

Sabah çıktılarsa akşama ancak gelirler.       (belki, ihtimal)

 

“değil”

 İsim cümlelerinin yüklemini olumsuzlaştırır. 

Yolumu kesen bu değildi.

 

Olumsuz eylem cümlelerini olumlu; olumluları da olumsuz yapar: 

Bu haberi duymamış değiliz.              duymuşuz

Bu haberi duymuş değiliz.                  duymamışız

  

“mi”

 Soru edatıdır. Farklı anlam ilgileri kurar.Ek alabilir. 

Babanız İstanbul’dan döndü mü?                 soru

Onu gördüm mü sinirleniyorum.                   zaman

Sıcak mı sıcak bir havaydı.                           pekiştirme

Çalıştın mı her şeyi başarırsın.                      koşul

Zamirler

 İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu kelimelerle bazı eklere zamir denir.   

Ahmet’ten öğrendim          ondan öğrendim

Kitabı gördün mü?             bunu gördün mü?

Öğrenciler dışarı çıktı→        hepsi/herkes dışarı çıktı.

 

Zamirlerin Özellikleri

 1.      İsim soyludur.

2.      Bir ya da birden fazla ismin yerini tutarlar. Onları öğrenmek için de kullanılırlar.

3.      Anlamdan çok görev yönü ağır basar.

4.      İsimlerin yerini geçici olarak tutarlar.

5.      İsim çekim eklerini (hâl, iyelik, çoğul ekleri) –genellikle– alabilirler.

6.      Tekil ve çoğul şekilleri vardır.

7.      Dolayısıyla cümlede isim gibi kullanılabilirler.

8.      Cümlede tek başlarına görev üstlenebilirler.

9.      Birçok sıfat, zamir olarak da kullanılabilir.

 

 

Zamir Çeşitleri

 Zamirler, isimlerin yerini tutma şekillerine ve yerini tuttukları isimlere göre çeşitlere ayrılırlar: 

1.      Şahıs zamirleri

2.      Dönüşlülük zamiri

3.      İşaret zamirleri

4.      Belgisiz zamirler

5.      Soru zamirleri

6.      İlgi zamiri

7.      İyelik zamiri 

1. Şahıs Zamirleri

 Şahıs isimlerinin yerine kullanılan zamirlerdir: “ben, sen, o, biz, siz, onlar, bizler, sizler.”  

]Tamlayan eki (ilgi hâl eki)ni alabilirler; iyelik eklerini almazlar. Bu durumda şahıs zamirleri tamlamalarda ancak tamlayan olarak kullanılabilirler. Bu tamlamalarda sonradan tamlayan düşebilir. Çünkü tamlanandaki iyelik ekleri zaten şahıs anlamı taşımaktadır: 

Benim kalemim, senin defterin, onun çantası, bizim okulumuz, sizin sınıfınız, onların bahçeleri, bizlerin kaygısı, sizlerin iyiliği…

 

kalemim, defterini al, çantası, okulumuz, sınıfınız, bahçelerine bak…

 ­Bu tür tamlamalarda tamlayan vurgulanmak istenirse düşürülmez:

 

Çocuklar yalnız sizin sözünüze inanırlar. (Başkasının değil, senin. Burada “sizin” kelimesi atılırsa cümle başka türlü anlaşılır.)

Biz bugün senin misafiriniz. (Başkasının değil, senin.) ­Tamlayan atıldığında yanlış anlaşılma olacaksa atılmaz: 

Çocuklar yalnız sizin sözünüze inanırlar. (Burada “sizin” kelimesi atılırsa cümle başka türlü anlaşılır.)

Onun eşyalarını bize getir.             Eşyalarını bize getir

Senin doğum tarihini bilen yok mu?  →Doğum tarihini bilen yok mu

Onun yarışmada birinci olduğuna sevindim.

 ]“ben” ve “sen” zamirleri yönelme hâl eki aldıklarında ses değişikliği meydana gelir: 

Ben              bana

Sen              sana

 ] “sen” yerine saygı ve incelik olsun diye “siz” de kullanılır. Tabi bu durumda yüklem de çoğul olmalıdır.  

Siz bu olayı görmediniz mi?

 ]Böbürlenmek amacıyla “ben” yerine “biz” kullanılabilir: 

Böylelerinin hakkından gelmesini biliriz biz.

  

2. Dönüşlülük zamiri

 Şahısları pekiştirerek bildiren ve fiildeki işin, özne tarafından bizzat yapıldığını ya da yapana dönüşünü bildiren zamirdir. Şahıs zamiri olarak da bilinir:  Dönüşlülük zamiri “kendi”dir. 

]Bu zamir diğer zamirlerden farklı olarak bütün iyelik eklerini alabilir. İyelik eklerini üzerine hâl ekleri getirilebilir.  

Kendi-m-de

Kendi-n-den

Kendi-si-n-i

Kendi-miz-in

Kendi-niz-le

Kendi-leri-n-ce

 

] İyelik eki almadan tamlayan olabilir.  Bu durumda belirtili isim tamlaması sayılır: 

Kendi elim

Kendi arkadaşın

Kendi babası

Kendi evimiz

Kendi okulunuz

Kendi fikirleri

 ]Özneyle (isim veya zamir) birlikte, pekiştirme görevinde (bizzat anlamında) kullanılır: 

“Saide Hanım, bir kitap okuyordu. Başını kaldırdı, kocasını süzdükten sonra:

-Siz kendiniz de inanmıyorsunuz ya! dedi.

-Ama, inanılır şeyler mi? (Memduh Şevket Esendal; Saide)

 

Ben kendim de yaparım.

Vali Bey, kendisi emir vermiş.

O kendisi okusun.

Evi  siz, kendiniz görmelisiniz.

 

]Fiilin özneye dönüşünü bildirir: 

Çocuk kendisi yıkanmış.

 

]Tamlama hâlinde ve tek başına yapılan bir işi anlatmak için kullanılabilir: 

“Yüzlerce defa kendi kendime sorduğum bu suale içimizdeki yanık, hicranlı sesten ayni cevabı alıyordum…”

“Tabiatın pek nafile yere bana verdiği bu gençlik hazinesinin kendi kendine tükenip gittiğine sızladım…”

 

 

3. İşaret zamirleri

 İsimlerin yerini işaret yoluyla tutan zamirlerdir.  

]İyelik eki almazlar; diğer isim hâl eklerini alabilirler. Dolayısıyla isim tamlamalarında ancak tamlayan olabilirler.  

bundaki, burada, onlarla, şundan, ötekiler…

bunun rengi, buranın havası, onların evi, ötekinin bahçesi…

 Başlıca işaret zamirleri şunlardır: “bu, şu, o, bunlar, şunlar, onlar, öteki, beriki, bura, şura, ora, burası, şurası, orası, böylesi, şöylesi, öylesi…” 

Bunu kim yaptı?

Şunda ne var?

Benim kitabım o değil.

Bunlar size ait.

Şunlar da sizin olsun.

Onlar kime kaldı?

Ötekini bana ver.

Beriki sende kalsın.

Bura bana pek yabancı gelmedi.

Şura nasıl?

Ora daha iyi.

Burası da fena değil.

Şurası yakın sayılır.

Orası çok uzak.

Böylesi, insanı rahatsız eder.

Şöylesi de doğru olmaz ki.

Öylelerinden her zaman kaçarım.

 !“bu, şu, o, öteki, beriki, böylesi, şöylesi, öylesi” kelimeleri çeşitli görevlerde kullanılır: 

bu:     işaret zamiri      Bunu biliyor musun?         işaret sıfatı                Bu bilgiyi nereden aldın?

şu:     işaret zamiri       Şunu görmüştüm.         işaret sıfatı                Şu eşyaları taşıyalım.

o:       şahıs zamiri      O bu akşam geç gelecek.         işaret zamiri              O benim elmam.          işaret sıfatı        O elma benim. 

Aşağıdaki kelimeler de hem işaret zamiri hem de sıfat olarak kullanılabilir.  

Öteki               Ötekini bana ver.

                       Öteki kitabı ver.

Beriki              Beriki sende kalsın.

                       Beriki kaset sende kalsın

Böylesi            Böylesi, insanı rahatsız eder.

                       Böylesi davranışlar.

Şöylesi            Şöylesi de doğru olmaz ki.

                       Şöylesi bir tarzla yapmak.

Öylesi              Öylesinden her zaman kaçarım.

                       Öylesi insanlardan.

 Bu kelimelerin sıfat mı zamir mi olduklarını anlamak için şu soruları sorarız:  

─İsmin yerini mi tutuyorlar, yoksa ismi niteliyor ya da belirtiyorlar mı?

 ─Zamirler ismin yerini tutar; sıfatlar isimle birlikte kullanılır. 

─Tekilleri ve çoğulları var mı?

─Sıfatların çoğulları yoktur; zamirlerinse vardır.

 ─Hâl eklerini alıyorlar mı?─Sıfatlar hâl ekleri almaz, zamirler alır.  

4. Belgisiz zamirler

 Birden fazla simin yerini tutan ya da hangi ismin yerini tuttuğu açıkça belli olmayan zamirlerdir. Bunların çoğu, belgisiz sıfatlara çekim eki (3. şahıs iyelik ekleri) getirilerek yapılır. Sıfatla ilgisi olmayanlar da vardır.  

“biri, birisi, hepsi, kimi, kimisi, hepsi, tamamı, herkes, kimse, hiç kimse, çoğu, bazısı, birkaçı, birazı, birçoğu, başkası, her biri, öteberi, şey…” 

Belgisiz sıfattan yapılanlar: “birkaç-ı, bazı-ları, bir-i, pek çoğ-u, pek az-ı, bazı-sı, tüm-ü, bütün-ü, bir kısm-ı, her bir-i, başka-sı, hiçbir-i…” “filân” kelimesi de olduğu gibi hem sıfat hem zamir olarak kullanılır.  

Hepsini tekrar çağırdılar.

Kimi de gelmeyi hiç düşünmedi.

Buraya hepsinin gelmesi gerekiyordu.

Tamamından sen sorumlusun.

Herkes böyle düşünmez.

Kimse senin gibi olamaz zaten.

Çarşıdan ne kadar öteberi aldın?

Birkaçı dün de gelmişti.

Bazıları bu sabah gelmeyi düşündüler.

Biri yer biri bakar; kıyamet ondan kopar.

İnsanların pek çoğu bu konuda bilinçsizdir.

Çalışanların pek azı hak ettiğini alır.

Bazısı da hep mağdurdur.

Elindekilerin tümünü yere bırak.

Bütününü görmeden bir şey diyemem.

Bir kısmını görmekle karar verilmez.

Her biri ayrı özellikler taşır.

Başkasının yerine konuşamam.

Hiçbiri bunu uygun görmez.

Falanın filânın  ne dediği önemli değil.

Kendisine bir şey söyleyecektim.

 

]Bazı ikilemelerde ikinci ve anlamsız olan kelime zamirdir.  

Para mara istemem.

Kalem malem alacağım.

 ]Belgisiz zamirlerin de sıfatlardan ayırt edilme yolu bütün zamirlerde (özellikle işaret zamirlerinde) olduğu gibidir. Zaten belgisiz zamirler ek almış oldukları hâlde sıfat olarak kullanılamazlar.  ]Belgisiz zamirler isim tamlamasında hem tamlayan hem de tamlanan olabilir: 

Öğrencilerin pek çoğu

Pek çoğunun velisi

Adamın kimsesi yoktu

Kimsenin işine karışmam.

  

5. Soru zamirleri

Tanımı

 Soru yoluyla isimlerin yerini tutan zamirlerdir. Cümledeki soru anlamı soru zamirleriyle de sağlanır. “ne, kim, hangisi, nere, kaçı” 

Yanında ne getirdin?

Bunları sana kim anlattı.

Özellikleri ve Örnekler

 ]Soru zamirleri cümleye soru anlamı katar, ama bazı durumlarda soru cümlesi yapmaz. Kimin geldiğini bilemem.Hangisini istediğini anlamadım. ]“hangi ve kaç” sıfatları iyelik eki alarak zamir olular. 

Hangisi sizinle geldi?

Soruların kaçı cevaplandı?

 ]Soru zamirleri hâl eklerini alabilir. 

Buraya nereden geldiniz?

Nereden gelip nereye gidiyoruz?

Burada kimi bekliyorsun?

Bu masa neden yapılmış? (─tahtadan)

 ]Soru zamirleri isim tamlamasında tamlayan da tamlanan da olabilir. 

Kimin yanında bozuk para var?

Bu da neyin nesi?

Bizim neyimiz eksik?

 

 

6. İlgi zamiri

 Belirtili isim tamlamasında tamlananın yerine kullanılır.

Tamlayan eklerinin üzerine gelir.

Ek hâlindeki tek zamirdir.

“-ki”Eklendiği kelimeye bitişik yazılır ve bir ismin (tamlananın) yerini tutar.

Büyük ve küçük ünlü kurallarına uymaz; sadece –ki şekli vardır: 

benim kalemim→benimki

             onun eli→onunki

Orhan’ın puanına nazaran Hakan’ınki daha yüksek.

Cemal’in defteri seninkinden daha düzenli.

 

!

Türkçe’de üç tane “ki” vardır: 

a. “ki” Bağlacı 

Sadece “ki” biçimi vardır. Kendinden önceki ve sonraki kelimelerden ayrı yazılır. Türkçe değil, Farsça bir bağlaçtır ve Türkçe cümle yapısına aykırı olarak kullanılır. “ki” ile başlayan bir ara cümle asıl cümlenin içinde kısa çizgiler arasında verilebilir:

 

Bu ezanlar -ki şahadetleri dinin temeli-

Yağmur yağmadı ki mantarlar ortaya çıksın.

Bir şey biliyor ki konuşuyor.

 b. “-ki” İlgi Zamiri Eklendiği kelimeye bitişik yazılır ve bir ismin (tamlananın) yerini tutar. Büyük ve küçük ünlü kurallarına uymaz; sadece –ki şekli vardır:

 

senin kalemin→seninki, Ali’nin eli→Ali’ninki, onun düşüncesi→onunki…

 c. “-ki” Yapım Eki İsimlere eklenerek yer ve zaman bildiren sıfatlar türeten ektir. Zaman bildiren kelimelerin sonuna doğrudan eklenirken, yer bildiren sıfatlar türetirken “-de” hâl ekiyle birlikte kullanılır.  

Sadece –ki ve az da olsa –kü şekilleri vardır:

 

bu yılki sınav, yarınki maç, dünkü film, bugünkü aklım…

masadaki kitaplar, duvardaki saat, evdeki hesap…

  

7. İyelik zamiri

 İyelik ekinin ta kendisidir. Her dil bilgisi kitabı bunu zamir olarak almaz. İsim tamlamasında tamlayan kullanılmadığı takdirde tamlanandaki bu eklere iyelik zamirleri denir.  

kitab-ım, kitab-ın, kitab-ı, kitab-ımız, kitab-ınız, kitap-ları

masa-m, masa-n, masa-s-ı, masa-mız, masa-nız masa-ları

su-y-um, su-y-un, su-y-u, su-y-umuz, su-y-unuz, su-ları

ne-y-im, ne-y-in, ne-y-i/ne-s-i, ne-y-imiz, ne-y-iniz, ne-leri  

YAPI BAKIMINDAN ZAMİRLER

 Yapı bakımından zamirler dörde ayrılır: 

1. Basit Zamirler

 Kök hâlindeki zamirlerdir:

Ben, sen, o, biz, siz, onlar, bu, şu, o, bunlar, şunlar, onlar, hepsi, çoğu, birisi, hangisi, kaçı, bazısı…

2. Birleşik Zamirler

 Birden fazla kelimeden oluşan zamirlerdir.

Hiçbiri, birtakımı, öbürü…

3. Öbekleşmiş Zamirler

 Birden fazla kelimenin değişik yollarla öbekleşerek oluşturdukları zamirlerdir.

Öteki beriki, falan filân, şundan bundan, herhangi biri, ne kadarı…

4. Ek Hâlindeki Zamirler

 İlgi ve iyelik zamirleri ek hâlindedir.

Benimki, kalemimiz